romantizmvepolisiyedelisi

romantizmvepolisiyedelisi
@EminUmut
doktor
yüksek lisans
istanbul
35 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
TÜRKİYE’DE GENÇ BİR YAZAR OLMAK... YA DA OLAMAMAK.
Aslında bu yazı, yayımlamamaya karar verdiğim bir yazıydı. 16-17 Mayıs tarihlerinde yazılmıştı ve son anda paylaşmaktan vazgeçilip bilgisayarımın masaüstündeki diğer sayısız Microsoft Word taslağı gibi, unutulmaya yüz tutmuştu. Ama sürekli olarak bana göz kırpıyordu, "Beni yayımlamak üzere yazdığın halde neden bundan vazgeçtin?" dercesine bakıp duruyordu. Haklıydı. Onu silemiyordum, imleçle bir ucundan tutup çöp kutusuna gönderemiyordum, ama açıp okumak da istemiyordum. Onunla ne yapacağım konusunda kararsızdım. Ben de hiçbir şey yapmamaya karar vermiştim. Tam iki ay sonra, 16 Temmuz’da, Martin Eden'i okumayı bitirdim ve yayımlamaktan son anda vazgeçtiğim bir yazı olan bu yazıyı, Eden'dan alıntılar ekleyerek aynen yayımlama kararı aldım. Aslında Martin Eden sınıf çatışması, felsefe romanı, aşk hikayesi gibi çeşitli başka açılardan da ele alınabilecek bir roman ancak ben bu yazımda ondan, bir yazarın yazma yolculuğunu ve yazar olma mücadelesini anlatması bakımından alıntılar yapacağım. Biraz uzun olduğu için kolay okunması açısından yazımı 8 bölüm halinde numaralandırarak yazmıştım. Aşağıdaki 8 bölüm, onları 17 Mayıs’ta yazdığım halleriyle duruyor. Şu anki hislerimle ilgili yazının sonuna bir 9. paragraf ekleyeceğim. Alıntılar da kitaptaki kronolojik sıralarına göre yazımın sonunda yer alacak. Bugün size, ilk kitabım okurlar tarafından hatırı sayılır bir ilgi görmesine, bana kemik bir okur kitlesi kazandırmasına ve hatta dizi uyarlaması için birkaç yapımcının ilgisini çekmesine rağmen, yayınevlerinin beğendiği yeni kitabımın beş yıldır neden bir türlü çıkamadığını ve Türkiye’deki yayıncılık sektörünün perde arkasında yaşananları anlatacağım. Yazım blog'umda:
"Kimsenin yol göstermediği, teşvik etmediği, hatta cesaretini kırdığı Martin, karanlıkta da olsa mücadelesini sürdürüyordu. Gertrude bile ona kuşkuyla bakmaya başlamıştı. Önceleri yapmak istediklerini Martin’in aptalca işleri olarak görüp ablaca bir şefkatle yaklaşmıştı, ama artık iş kardeş dayanışmasından çıkmıştı ve Gertrude giderek daha çok tedirgin oluyordu. Ona göre kardeşinin aptalca işleri artık deliliğe dönüşüyordu. Martin bunu fark edince, Bernard Higginbotham’ın sürekli kusur bulan dırdırcı memnuniyetsizliğinden çok daha fazla acı veren ince ve keskin bir sızı hissetmişti. Martin’in kendine güveni tamdı ama kendine yalnızca kendisi güven duyuyordu. Ruth bile güvenmiyordu ona." instagram.com/ofluoglumert twitter.com/ofluoglumert
Sayfa 137
HOLLYWOOD'UN EN KANLI YILDIZ SAVAŞININ ENTRİKALI PERDE ARKASI
Bazen iki insanın birbiriyle geçinemiyor olmasının yeterli bir açıklaması yoktur. Belki yıldızları bir türlü barışmamıştır, kanları ısınmamıştır, birinin hareketi diğerine çok itici geliyordur ya da sadece kafa yapıları uyuşmuyordur. Ama mevzubahis Joan Crawford ve Bette Davis olduğunda, böyle bir durum söz konusu bile değil. Onların birbirlerinden hoşlanmamak, hatta birbirlerinden nefret etmek için nedeni çok. Bir zamanlarki Hollywood'un en ünlü iki yıldız aktrisi, birbirlerinin ayağını kaydırmak için ellerinden geleni yapmaya yemin etmiş, en sivri kılıçlarını kuşanmış ve içinde oldukları ezeli rekabete kendilerini fazlasıyla kaptırmış halde. Böyle bir tablodan ya oluk oluk kan, ya fokur fokur kaynayan bir dedikodu kazanı ya da şöyle ağız tadıyla izleyebileceğiniz entrikası bol bir dizi çıkar. Neyse ki bugünkü yazımın konusu, üçüncüsü. kafadergi.blogspot.com/2020/04/bette-v... twitter.com/ofluoglumert instagram.com/ofluoglumert
Eğer Émile Zola'nın Thérèse Raquin'inden daha karanlık, daha tutkulu ve daha derinlemesine işlenen bir "aşk ve ölüm" romanı arıyorsanız, Sarah Waters'ın Pansiyonerler'ine bakmanızı şiddetle öneririm. 📚 instagram.com/ofluoglumert twitter.com/ofluoglumert