Oğlanlar yetkin ve güçlü hissetmeye ihtiyaç duyarlar; bu da adalet, hakkaniyet ve iyi-kötü algısının güce dayalı ve eyleme dönük şekilde ifade bulması sonucunu verir. Küçük oğlanların hayal dünyalarında Örümcek Adam, Batman, Ninja Kaplumbağalar gibi kahraman figürler başköşededir. Kendileri de bu kahramanlar kadar güçlü görülmek isterler: Küçük değil, büyük olmayı; çaresiz çocuk rolü oynamak yerine güç kazanmayı; bir gözlemci ya da arabulucu olmak yerine doğru ile yanlışı muhakeme eden, olaya hâkim kişi konumuna gelmeyi arzu ederler.
"Savaşlar neden var biliyor musun? Çocukları neden öldürüyorlar?"
"Neden?"
"Şeytan sevgiden korkar, Efraz'ım. Çocuk sevgisinden korkuyorlar, güzelim." Bağrında bir taşı taşıyormuşçasına nefes almakta güçlük çekti. Eli kirli cihanda, kire bulanmadan yaşamaya ceht ediyorlardı.
"Peki ya çocuk çığlıkları... Onları hiç mi duymuyorlar?" diye sordu kırılmış sesiyle.
Üzüntüsüne yaşadıklarının kederi eklenince yüzüne sirayet eden ifadeden korktu Banu. "Yabaniler acı çığlıklara sessiz kalır. Sağırlar ancak çocukları duymaz. Yoksa sen ben gibi hangi insan sessiz kalır, hangimizin kalbi dayanır? Bizim yüreğimiz mecruh bırakılmış. Anlarız evelallah insanın hâlinden.”
Mükemmel olacağım diye doktorluk isteyemezsin mesela. Milyonca insanın canı sana emanet. Yahut yine o arzuyla hareket ederek savcı olamazsın. Dava dosyalarında göreceğin suçlar, acılar o arzunun olmadığını bir tokat gibi yüzüne vurur. Bir parça huzur istiyorsan da hayatına güzellikler sunacağın bir çiçekçi de olursun. Ama mükemmelliğin olmadığını bir cenaze için çelenk hazırladığında anlarsın. Ya da daha acısı bir adamın metresi için en fiyakalı buketi hazırlarken. Her şey insanların kötülüğü ve acımasızlığında anlamını yitiriyor. Geriye sana kalan bu acı tecrübeler oluyor.