Gezegenimiz dediğimiz şu şeyin üstünde insanların olduğunu, aklın kavrayamayacağı kadar ufak ve çok parçadan oluşan inanılmaz büyüklükteki cisimlerle dolu muazzam uzay boşluğunda, kendi ekseninde dönen bu kürenin üstünde devindiğimizi. Bu akıl almaz zenginliğin içinde son derece küçük nesnelerin dağılmadan tutunabildiğini. Kendimizi hayatta tutabildiğimizi. Onu bırakın, var olabildiğimizi. Her birimizin binbir olasılıktan sadece biri olarak yaratıldığını. İnanılmaz şeylerin her an yanıbaşımızda olduğunu. Olanlar oldu bile: Hepimiz aslında, olağanüstü tesadüflerden ibaret bir bulutun içinden çıkmışız. İnsan bu bilginin bize olası olmayana karşı biraz olsun hazırlayacağını zanneder. Oysa tam tersi geçerlidir. Her sabah uyandığımızda başımız dönmeden bununla yaşamaya alıştık ve devamlı bir şaşkınlık içinde, yavaşça, tereddüt içinde hareket edeceğimize hiçbir şey olmamışçasına hayata devam ediyor, garipliği görmemize rağmen yaşam kendine olağandışı, öngörülmez, acayip, yani esasen olduğu gibi gösterdiğinde sersemliyoruz.