Birkaç kere bizim köylülerin toplaşdığı kahveye uğradım. İnsanlar artık ne doğana seviniyor, ne ölene üzülüyor.
Varsa-yoksa, aldım-sattım, yaptım-çattım. İstanbul işini yoluna koyanı güldürüyormuş; kahvedekilerin işi yolunda anlaşılan, vara-yoğa gülüyorlar.
Bir de televizyon çıkmış.
İnsanlar birbiriyle değil topluca âlete dönüp onunla konuşuyor sanki. O ne derse mevzu o oluyor.
İstanbul rutubet.
Deniz, balık, sis, çamur, zift, kurum, rakı, egzost, asvalt, toz, çöp kokuyor. Her bir yan kalabalık, hiçbir yana bakılmıyor; baksan da bir şey göremiyorsun; gürültü kargaşa...
Hele insanın içinde bir de onulmaz acı, boğazında bir düğün bulunuyorsa.
...Hem ben ömrümde hiç yalnız kalmadım. Şu insanoğlu tuhaf. Aile, evlat, arkadaşlar ne bileyim kalabalık içindeyken "Gitseler de rahat etsem" dersiniz; sonra böyle bir başına kalınca "Neredeler acaba" diye aranmaya başlarsınız.