Gecenin ince tülü şehri sardığı vakit,
sokak taşları hâlâ ay ışığının serin nefesini taşır.
Hatıralarımın gölgeleri,
geçmişten süzülen ince bir duman misali
yüreğime dolanır;
bir zamanlar gülüşlerimizin yankısıydı, şimdi sessizliğe karıştı.
Küçük bir çeşmenin başında,
bir yaprağın düşüşünde,
ve rüzgârın eski ağaç dallarına dokunuşunda
seni anarım.
Adını anmak gerekmez;
sadece bir hüzün, bir sızı
sessizce içime süzülür.
Zaman, bazen zalim, bazen merhametlidir.
Bir bakış, bir tebessüm
geçmişin külleri gibi kalır yürekte;
dokunulmaz, ama unutulmaz.
Her hatıra bir mektup gibi gelir bana:
okunmadan açılmış, ama hâlâ sıcak.
Gözlerimi kapatır,
geçmişin gölgesinde dolaşırken
hem gülümser hem titrer gönlüm.
Biliyorum ki ruh,
bir köşede eski defterleri saklar;
arada bir açar,
sessizce fısıldar: “Unutmadım seni.”