Düşünmek kişiliği olmak demektir. Düşünmek, en küçük anlamda, var olmak demektir. Ve insanlar düşünmeyi öğrendikleri zaman, dünyayı tarttıkları, ölçtükleri biçtikleri zaman, bir takım çıkarcıların, insanları yüzyıllardan bu yana kül olarak kullananların, ya bu çeşit ya da şu çeşit, çanlarına ok tıkandı, demektir.
Araştırma gücümüz, çabamiz olmadığından ona buna öykünüp duruyoruz. Bundan da bir şey çıkmıyor. Öykünmek yeni sandığın bir şeye öykünmek yenilik değildir. Durmuş oturmuş geriden farkı yoktur. Belki de biraz daha kötüdür.
Hep işe yüzeyinden bakmak, işte bu kötü. Neyi alırsak alalım elimize, derinine gitmiyoruz. Derine gitmek bir çaba işidir. Dışta ne görürsek, ne gözümüze çarparsa işte bu budur deyip işin içinden sıyrılıveriyoruz. Aydın olarak, okumuş yazmış olarak büyük günahımız bu. Hangi işin derinine gidersen git, iş zorlaşıyor mesele çatallaşıyor, çözümü zorlaşıyor. Bu da araştırma didinme istiyor.
Ben sevgiden, sevinçten söz açmak istemez miyim, delice ,çılgınca içim taşa taşa, bir sevinçten söz açmak istemez miyim? Ben sevinçli adamım. Bu dünya böyle olmasa, böyle Kara, karanlık olmasa, ben sevinçten taşar coşardim. Yaradılışım karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince...ne çare, ne çare ki sevinmek gelmiyor elimden...dostluktan söz açmak ne güzel. Bir dostum var sıcacık eli var. Sevgi dolu gözleri var. Ne güzel yalansız, salt sevgi dolu bir insan eli sıkmak. Sıcacık, sıcacık... Ben deli olurum insanlar karanlık karanlık kuşkulu baktıkça bana. Bütün insanları kuşkusuz, korkusuz,çıkar düşünmeden, düşmanlık geçirmeden içlerinden içlerinden baksalar birbirlerine... insan, ne olur biliyor musunuz, sıcacık bir bahar güneşinin bahtiyarlığında duyar kendisini...Bahar güneşinde bir sevinç içinde gerinir. İnsan bir bahar çiçeği temizliğinde olur.