latin kökenli dillerde, tarih, “history-histoire” kelimesinin kökeni antik yunancadan gelir. “istorien” gören, bilen, “istorie” ise, bilmeye çalışmak, araştırmak, anket yapmak anlamların yanı sıra anlatı, hikaye anlamını da içerir. bu bağlamda,
tarih bir anlatıdır; bu anlatı doğru ya da yanlış, gerçek ya da hayali bir olay etrafında kurgulanır (nitekim ingilizcedeki “story-history” ayrımı diğer latin dillerinde yoktur. ( le goff, 1988: 180)
anılar aktarılırken grup için önemli olanlar tutulur. grubun birliğini tehdit edici unsurlar elimine edilir. böylece, başladığı zamandan farklı bir biçimde, her seferinde yeniden üretilir. toplumsal bellek yeniden inşa edilir; geçmiş olduğu gibi değil olması gerektiği gibi kurulur.
endişe ve korku ile ötekilere karşı, öfke ve hınç giderek yükselir. ergenin, değişen ve farklı talepleri olan bedeni ile psişesi arasındaki henüz olmamışlığına karşı geliştirdiği öfkeye benzer. bu yırtıklıkla mücadele etmenin yolu, içinde biriken hınç ve öfkeyi, şiddet yoluyla ötekinin varlığına yönlendirmek olarak yansır. (benslama,2002: 92-93)
oysa, kokmuş hayvan ölüsü anlamına gelen “leş” düşman için kullanılır. kayıp, yakılan, parçalanan, çürütülen ölü bedenler, “leş” olarak işaretlenmiş bedenlerdir. böylece, ritüel yok edilerek, şiddete maruz kalan topluluğun yok edilmesini işaretler. bu nedenle, “naaş” ile “leş” -ikisinin de ölü beden olmasının dışında- arasındaki diğer bağlantı da, ilkinin cenazeden taşan bir “fazlalığı”, ikincisinin ise “noksanlığı” temsil etmeleridir. naaşlar oldukça, leşler de hep olacaktır. (arıkan, 2016:132)
terörist kadın, erkek teröristten iki kat daha düşmandır; çünkü hem çoğunluk tarafından kabul edilen egemene (devlete), hem de erkek egemenliğine isyanın sembolüdür.