benim şanssız kaderimin çok kısa özeti şu; dünyanın dışına itilmiş çok izole bir yerde doğdum, daha doğarken kimliğimi, tarihimi, geçmişimi kaybettim, daha doğrusu bu kayıplarla doğdum. (ben daha doğmadan çok önceleri militarist-nasyonalist bir rejimini yarattığı hırçın ve boğucu bir ortamda anadilim bile yasaklanmış, bana ait her şey akıl almaz bir baskı altına alınmıştı.) yeni ülkeme de, dokuz aylık bir cezaevi döneminden sonra (kürtçe-türkçe bir derginin yönetmeni olduğum için) bir sürgün, bir sığınmacı olarak geldim.
mekanları, yerleri, kent ve sokakları türkleştirme ve isim değiştirme politikasının en çarpıcı örneklerinden birisi, istanbul’un göbeği tatavla semtinde yaşanır. başlangıçta küçük bir rum köyüdür tatavla semti. 21 ocak 1929 tarihinde çıkan yangın sonrası, tatavla’nın adı “kurtuluş” olur. mahallenin “kurtuluş” adını alması bile ilginçtir; içindeki yabancı unsurlardan kurtulmuşluğu vurgular. sokak isimlerinde de değişikliğe gidilir. (bu nedenle art niyetli bir yangın olduğu da düşünülür.)
geçmişinde travma yaşamış damgalıların, hatta bizzat travmayı yaşamamış sonraki kuşakların bile, belleğine sinmiş belirleyici yaralardan en önemlisi, korkudur.
azınlık hareketlerinin en büyük sorunlarından birisi, ilk aşamada negatif olarak kendisini belirlemek zorunda olmasıdır. kültürel otonomi ilk önce hayır diyerek başlar (hayır, ben türk değilim...). ancak bu aşamada ya da sadece kültürel düzeyde kalınır, politik bir güce ulaşamaz ise, eninde sonunda çoğulluk içinde yutulma tehdidi ile karşı karşıyadır. bir etnik grubun yeni bir özne olarak varolmaları, bu insanların "var olmak için meydan okuma" riskini göze aldıkları zaman mümkündür (de certeau, 1993: 133). egemen iktidarların terör eylemleri olarak niteledikleri olayların arkasında, sadece bugünün haksızlıklarına karşı bir başkaldırma değil, geçmişin de intikamını alma duygusu olabilir. bütün geçmişin acılı belleğini yanında taşıyanlar olarak eyleme geçerler.
son yıllarda, kürt toplumunda da 1915 ermeni kıyımında oynadıkları role ilişkin daha eleştirel bir bakış yaygınlaşmaya başlar. ermenilere karşı uygulanan şiddet olaylarında kürtlerin sorumluluğuna ilişkin çalışmalar başlar. kürt resmi söyleminde, İttihatçıların, kürtleri kullandığı söylemini çürütecek araş tırmalarda, kürtler'in bir kısmının da ermeni tehciri ve katliamında bizzat rol aldıkları ortaya çıkar. yapılan bir sözlü tarih çalışmasında birçok kişinin bahsettiği "bejik" (kürtçe milis demek) isimli paramiliter güçlerden söz edilir. kırk beş yaş üstü savaşa alınmamış sıradan bireylerin katıldığı bir örgütlenmenin esas görevinin bir şekilde kaçıp saklanan ermenileri bulup öldürmektir. devlete bağlı çalıştıkları da anlaşılan bejikler'in bu 'av'ın karşılığında maddi kazanç elde etmeleri, bugünkü hafızayı da rahatsız eder. kolektif kürt hafızasında, bejiklerin kötülükle eşdeğer olarak anılırlar. (yıldız,2016)