"Ya o yılışıklığınız, sırnaşmanız, kırıtmalarınız! Yalan, yalan, hep yalan!"
Kendi kendisi ile konuşur mu insan? Ne konuşur mesela; arabalardan, evlerden ya da para mı? Akıllı mıdır kendisi ile konuşan yoksa akıl mıdır insanı kendisi ile konuşturan? Sorular bitmez ve insan kendisi ile yüzleşemez. Çünkü korkar, gerçekler her zaman tatlı değildir. Bazen bir çukura iter ve çıkmamanız için tekmeler. Bazen ise o çukurdan çıkmanız için el uzatır ve sizi doğruluğa götürür. Ancak gerçeklerle yüzleşmek yine de zordur. Dostoyevski bizlere bir film sunuyor. Bu yolda ışık tutuyor. Zorda olsa kendimizle yüzleşmeye itiyor...
"Her insanın hatıralarında, herkese söyleyemeyeceği, ancak dostlarına açabileceği taraflar vardır. Hatta dostlara bile açılmayacak, insanın yalnız kendine saklayacağı sırları da bulunur."
İç dünyamızda bastırdığımız duyguları, hataları ya da pişmanlıkları önce kendimize itiraf etmemizi sağlıyor. Kendisi ile birlikte bizleri de katarsis eylemine sürüklüyor. Konuşmak ve itiraf etmekten daha az ağır olduğunu hissettiriyor. İç savaşları içerisinde ezilmişliği ve umursanmazlığı iliklerimize kadar yaşatıyor. Bazen ise kendimizden nefret ettiriyor ama. Asla gerçeklerden kaçmıyor.
"Beni kıyamet kopması ile çaysız kalmam arasında seçim yapmak zorunda bıraksalar, dünya yıkılsa umurumda olmayacağını, ama çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım."
Bir nokta olduğunu düşündürüyor. Tüm karanlıkların ardından çıkılan aydınlık bir nokta. Huzurun orda olduğunu ve mutluluğa ancak bazı şeylerde feragat ederek ulaşabileceğimizi anlatıyor. Acı çekerek te olsa yüzleşmemiz gereken şeylerin varlığının farkındayız. Kimseye anlatamadığımızın farkındayız. Hiç kimsenin bize iyi gelmediğinin de farkındayız. Ancak kendimiz için yaşadığımızı bize anlatıyor. Başka dertleri kendimize yük etmek
"Her insanın hatıralarında, herkese söyleyemeyeceği, ancak dostlarına açabileceği taraflar vardır. Hatta dostlara bile açılamayacak, insanın yalnız kendine saklayacağı sırları da bulunur."
"Gerçekten bir söylemek istediğiniz var, fakat korkudan son sözlerinizi daima kekeleyip duruyorsunuz, çünkü bunu açıkça söyleyecek kadar metin değilsiniz; sizinki sadece korkak bir arsızlıktan ibaret. Anlayışınızla övünüyorsunuz, ama bir yandan da tereddütlerle dolusunuz, çünkü kafanız işlediği halde kalbiniz ahlaksızlıkla kararmış; halbuki temiz kalpli olmayan kimsenin idraki tam değildir. Ya o yılışıklığınız, sırnaşmanız, kırıtmalarınız! Yalan, yalan, hep yalan!"
"Belki gerçekten acı çektiniz, ama kendi ıstırabınıza dahi zerre kadar saygı duymuyorsunuz. Samimisiniz, bununla beraber iffetiniz eksik; küçük bir gurur uğruna ortaya dökmek ve aşağılamak için, içinizde ne varsa piyasaya sürüyorsunuz..."