“Solun bazı kesimleri, Orwell’i “karşıdevrimci” ilan etmiş; sağın kimi kesimleri de Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü, komünizme yöneltilmiş en güçlü yazınsal eleştiriler arasında saymışlar. Oysa, bugün okuduğumuzda, bir çiftlikte yaşayan hayvanların kendilerini ezen ve sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum oluşturdukları; ama zamanla, kurnaz, ve iktidar düşkünü domuzların, devrimi yolundan saptırarak, insanların yönetiminden neredeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurdukları Hayvan Çiftliği’nin iki uçlu bir yergi mızrağı taşıdığını düşünüyorum…”
Son sözlerde de bahsedildiği üzere kapalı olarak derin eleştiriler sunuyor bize George Orwell. İnsanların baskıcı yönetimine güçlü bir irade ile haklı bir direniş gösteren hayvanlar çıkarcı ve kurnaz insanların işi siyasete dökmesi ile var olan düzeni kaybediyor diktatörlük sıfatında bir yönetime geçiyor. Ancak günümüzde de olduğu gibi; halkını uyandırmamak adına bir anda değil yavaş yavaş ve gizli gizli yapıyor bu işi. Çiftlikteki diğer hayvanların bilgisizliğinden yararlanan diktatör iç ve dış ilişkilerini çıkarlar doğrultusunda yönetiyor ve kendi çıkarları doğrultusunda ani yasalar çıkarıyor. Kitapta geçen meşhur "Bütün Hayvanlar Eşittir, Ama Bazı Hayvanlar; Öbürlerinden Daha Eşittir..." cümlesinde de olduğu gibi: domuz yavrularına eğitim alma fırsatı sunarken diğer hayvanları cehalete itiyordu. Cahil kalan halk ise bunu anlamlandıramıyor seslerini çıkaracak olsalar ya korkutuluyor ya da coşkulu marşlarla gereksiz törenlerle milli duyguları sömürülerek gaza getiriliyordu. Çiftlik halkının bu durumu kabullenmesi hazin sona kadar diktatör ve ailesinin işini kolaylaştırıyordu…
Bir bataklıktan kaçıp özgürlüğüne sevinen hayvanların bir bataklığa düştüğü ve derin eleştiriler içeren bu