Peki, batı ne halde? Gemileri denizleri aşıyor, şimendiferleri dünyayı geziyor, uçakları havalarda dolaşıyor, ilim adamları hayatlarını araştırmaya vakfetmiş, halk ise mütemadiyen çalışıyor ve okuyor.
Milletlerin hayatında duraklamak bile ölmek demek iken, biz tamamen durmuşuz. Geriden de geri bir hale düşmüşüz. Görünen köy kılavuz istemez. Yaşadığımız, ilkel bir hayattır.
...
İslamiyet dini, ölüler dini değildir. Ama batı dünyası ilim ve fende ilerlerken biz Müslümanlar ne yaptık? Her şeyi Allah'a havale ve emanet edip tembellik, cehalet ve bağnazlık içinde donup kaldık. Sonuç ortada: Dilenerek yaşayan hükümetler, harabeler, ekilmemiş tarlalar, yıkılmış ormanlar, hastalıklar, hurafeler, üfürükler yolsuz, okulsuz köyler, pis şehirler. Milletin hayrı için ne düşünsen 'Olmaz!' diye dikilen ilimsiz hocalar. Her yeniliğe, "Biz dedemizden böyle görmedik" diye karşı çıkan yobazlar.
Boşkomutan Zafer Tepe'den gördüğü kilit yerleri ateş altına aldırdı.
...
Saat 08.30'da top ateşi kesildi ve üç Türk tümeni büyük bir uğultu içinde taarruza kalktı. 1. Tümen solda, 15. Tümen ortada, 23. Tümen sağdaydı.
Tam bu saatte merkezdeki ve sol kanattaki öteki Türk Grupları da taarruza geçmişlerdi. Yunanlılar hazırlıklı oldukları için bu taarruz baskın etkisi yaratmadı.
Ama Birinci ve İkinci Kolorduların arasına bir Türk birliği kama gibi girince telaşa kapılacaklar, bu telaş içinde Türk süvarilerinin, gerilerinden batıya doğru aktığını fark edemeyeceklerdi.
BAŞKOMUTAN 'ın üstü açık bir otomobille aralarından geçip Dua Tepe' ye doğru gitmesi, cephe gerisindeki birlikleri heyecanlandırdı:
"Mustafa Kemal Paşa mıydı geçen?"
Evet, geçen oydu cepheye gidiyordu. Asıl heyecanı, Başkomutan'ı yanıbaşlarında gören ağır bataryaların komutan ve erleri yaşadılar.