Perdeyi açtığımda güneş gözlerimin icine doldu, Ne kadar şikayet edersek edelim Istanbul böyleydi işte. Günlerce yağmurla, firtınayla, soğukla insanın canını çıkarır, sonra bu kadar eziyet çektirdiğine pişman olmuş gibi bir bahar sevimliliğine bürünüverirdi. Kış aylarında yaz günler yaşamak da bu şehrin özelliklerinden birisiydi.
"Aslında bütün mesele de bu. Türkiyle'de her ailenin böyle sırları var. Bir ülke nüfusunun yarısından fazlasını kaybeder de ailelere bundan pay düşmez mi? Aile üyelerinin bile çoğu kendi sırlarını bilmiyorlar. İmparatorluk yıkılınca kimi Balkanlar'dan, kimi Kafkasya'dan, kimi Ortadoğu'dan gelmiş. Hepsi kılıç artığı. Dokuz cephede savaşmış insanlar. Bu yüzden aileler, soylar soplar birbirine karışmış."
"Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler. Bu açıdan bakınca İstanbul'un benim hayatımda çok önemli bir yeri var. Çünkü ben bu şehirde olgunlaştım.
Karşımdaki insan çocukluğumdan tanıdığım Necdet değildi, sanki başka birisiyle değiştirilmişti. Bir zamanlar çocukların belli bir yaşa gelince götürüldüğünü, yerlerine yetişkin insanlar getirildiğini düşünürdüm. Yani büyümek denen şeyin öyle birdenbire gerçekleştiğini. Necdet bu çocukluk hayalimi haklı çıkaran bir örnekti.