Neydik, ne olduk, nereye gidiyoruz?
İşe veya okula gitmekle geçen birbirinin aynı günler...
Hep aynı çemberin etrafında dönüp duruyoruz.
Ömür dediğimiz son derece kıymetli ve kısa olan bu yolculukta hayallerimiz sadece uzak birer fanteziden ibaret. Bizlere, dünyaya geldiğimiz andan itibaren hayatın gerçekleri adında kocaman zehirli bir yalanı enjekte ettiler.
Yaratıcılığımızı, kişiliğimizi, hayallerimizi çaldılar. Bunun yerine, birilerini zengin etmek için her şeyimizi feda etmek pahasına daha çok çalışmamız gereken modern bir kölelik sistemine hapsettiler.
Gülünç maddi karşılıklarla emeğimizi ve alınterimizi sömürüp bizleri ucuz marketlerin kanserojen gıdalarıyla beslenerek günü en ucuza kapatıp faturalarını ödemekten başka bir şey düşünmeyen robotlar haline getirdiler.
Dünyada hiçbir değeriniz yok. Öyle ki, ölümcül bir hastalık durumunda dahi kalsanız, eğer paranız yoksa tedavi olamazsınız.
Mutlu azınlık her şeyin en iyisine layık ola dursun bizlerse sadece bu imkanları onlara sağlamakla yükümlü koyun sürülerinden ibaretiz. Üstelik bunu yaparken neden yaptığımızı sorgulamayacak kadar da aptalız.
Onların fabrikalarında çalışıyor, onların isteklerine itaat ediyoruz. Ve sonra bu çalışmamız karşılığında onlardan aldığımız bir kaç parça kağıtla yine onların marketlerinden kendi imal ettiğimiz kanserojen yiyecekleri alıyoruz.
Sayıca daha fazla olmamızı, daha çok çocuk yapmamızı istiyorlar. Aynı, sürüsünün daha fazla büyümesini ve daha fazla kar etmesini isteyen koyunlar gibi. Bizler ise aklımızı ve fikrimizi cep telefonlarının ipoteğine bırakmış zavallılar olarak hastalanıp ölmeyi bekliyoruz.
Bir zamanlar insanlar uzun yıllar sağlıklı yaşayıp sevdiklerinin yanında rahatça son nefeslerini verirlermiş. Günümüzde ise huzurevlerinde, hastane köşelerinde uzun yıllar