"Böyle işleri de daha işin başında merak etmek iyi değildir bence. İnsan sonra bu ne işime yarayacak diye düşünmekten, uğraştığı konuya aklını veremez olur. Bana kalırsa kimse, meselâ matematikle neden uğraştığını hiçbir zaman tam olarak bilemez. Önemli olan, geri dönmeyi göze alamayacağımız kadar yol gitmiş olmaktır bu konuda."
Biraz düşündü profesör. Sonunda, "Anlıyor musun?" dedi. "Bizde neden kolayca bilim adamı yetişmediğini? Bilimin başına küçük yaşta gelenleri görüyor musun? İşte, bilimin anavatanı Batı, Adana'ya gelmişti; üstelik yalnız pasta ikram etmiyordu küçük çocuklara: Kuvayı Milliye çeteleri düşmana karşı direnişe başladığı için yolları, köyleri uçaklar bombalıyordu. Mahalle mektebi bitmeden, düşman korkusu başladı Mustafa'da. Bir Newton'ı mahalle mektebi bitmeden falaka korkusuyla, anlamadığı bir dilin alfabesiyle ve kelimeleriyle savaşırken düşünebiliyor musun? Ya da Leibniz'i dört yaşında damdan düşerken gözünün önüne getirebilir misin?"
"...ortalık kirli çamaşırdan geçilmezdi. Mustafa bu karışıklıktan korkardı. Jale hanım da çamaşır günleri Mustafa'nın eve hiç uğramadığından söz eder. Belki de bütün hayatı boyunca uyguladığı "düzenli yaşama" ilkesini, küçük yaşta onu ürküten bu karışık düzene karşı bir tepki olarak benimsemişti, kim bilir?