Deniz havası canlandırıyordu onları. Derin derin solumaları bundan ötürü. Uyuyanlarınkine benzeyen, düzenli ve derin soluyuşlarından başka hiçbir şey, canlı olduklarını göstermiyordu. Parmaklarımın ucuna basarak yürüyordum. Dinlenip duran şu acıklı insanlar arasında, kaskatı ve taptaze gövdemi ne yapacağımı bilemiyordum.
Şimdiyi gelecekten ayıramıyorum artık, ama sürüp gidiyor bu, yavaşça gerçekleştiriyor kendini; yani ihtiyar kadın ıssız sokak boyunca ilerliyor, ayağında koca erkek ayakkabılarını sürüyüp duruyor. Zamanın ta kendisi bu, hem de çırılçıplak zaman. Ağır ağır var oluyor, bekletiyor insanı. Ama ortaya çıktığı zaman canınızı sıkıyor. Çünkü çoktan beri orada bulunduğunuzu anlıyorsunuz.
İnsanın içine kapanması için bundan elverişli gün olamaz. Güneşin acımasız bir yargı gibi yaratıkların üzerine saçtığı bu soğuk aydınlıklar, gözlerimden içime akıyor; yoksullaştırıcı bir ışıkla aydınlanıyorum. Kendi kendimden tiksinmenin doruğuna erişmem için on beş dakika yeter, eminim. İstemem, eksik olsun.