Avcı-toplayıcı yaşamda aileler ve gruplarda kadın ve erkekler arasında bir denge söz konusuydu. Çocuklara birlikte bakılıyor, avlanma ve yiyecek toplama konusunda iş bölümü yapılıyordu. Ama yerleşik düzende çocukların kimin olduğu önemliydi. Ve bir erkeğin çocuğun kendisinden olduğuna emin olmasının tek yolu çocuk sahibi olduğu kadının tek eşli olmasıydı. Böylece kadının kısıtlanması başladı. Hür kadınların genleri kaybolurken statüye uyanların genleri devam etti. Bir kadının hayatta kalmasının tek yolunun babasının veya kocasının bakmasının şart olduğu dönemler başladı.
Erkeklerin genetik materyali ömür boyu kendilerinde olur ve teorik olarak 100 bin çocuk sahibi olabilirler. Kadınların ise ortalama 45 yaşına geldiklerinde yumurtaları tükenir. (...) Böylece erkekler genellikle ömür boyu cinsellik kovalarken kadınlar genellikle hayatının başında hızlı bir şekilde doğru kişiyi bulmaya odaklanırlar. Erkekler genellikle binlerce kişiye takip isteği gönderip asla cevap alamayacakları mesajlar atarken; kadınlar o doğru kişiyi tespit için ince eleyip sık dokuma yoluna giderler.
Erkeklerin daha çabuk cinsel birliktelik istemesi de biyolojik nedenlerle alakalıdır. Kadınlar her yavru için büyük zaman harcar. Ve yavru hayatta kaldığında genleri devam ediyordur. Erkeğin genlerinin devamı ise olabildiğince çok çocuk yapabilmeye bağlı olmuştur.
"Sahip olduğumuz hastalıkların büyük sebebi hayvanları evcilleştirmiş olmamızdır. Bugün sahip olduğumuz hastalıklar, bir zamanlar hayvanları etkileyen hastalıkların evrim geçirmiş halidir."
Birlikte kaza atlatan kişiler yakınlaşırlar, aynı iş ortamında stres yaşayan iş arkadaşları iş çıkışında buluşurlar, köşede çarpışan gençler âşık olurlar. Beyin, hayat riske girdiği anda genlerin devamı için son bir şans olduğu yönünde dürtü oluşturur.