“Sol” dediğin gruplar Türkiye’de -ömrüm boyunca- hep daha otoriter ve eski tip faşizme yakın bir yeri temsil ederken, “sağ” denen gruplar dünyadakinin tam tersi şekilde biçimlendi çoğu zaman. Turgut Özal gibi daha ilerici insan tiplerini doğurdu. Burada bile bir çelişki var. Dünyadaki sol ve sağdan çok farklı bir şey görüyoruz. Bunların hepsinin sebebi kelimelerin anlamlarının buharlaşmış olmasıdır. Ve biz kelimeleri, kavramları konuşmuyoruz. Herkesin bildiğini zannettiğimiz anlamlar üzerinden kavga ediyoruz.
Kendimizi biliyorsak, bir anlamsal bütünlüğümüz varsa hayatımızı farklı kılabiliriz yoksa dışarıdaki şeylerin içerisinde saklanmış özgürlüğü ararız. Vaktimizi daha çekici olmaya, daha genç kalmaya, daha enerjik görünmeye, sosyal medyada en güzel filtreli fotoğrafları yüklemeye harcarız.
Her istediğimizi yapabiliyorsak özgür olduğumuzu sanıyoruz. Sonra başkalarının sınırlarına girme olasılığı ortaya çıktığında, özgürlük için yapılmış ikinci ve yaygın tanım ortaya çıkıyor. Başkalarının özgürlüğünü engellemeden, onların yaşamında sorun yaratmadan istediğini
yapmaya “özgürlük” diyoruz. Hayvanlar âleminde de bu var. Bir maymun diğer maymunların hakkına girsin, onun canına okurlar. Şempanzeler bayağı infazcıdır. Birinin yemeğini götürmek, öbürünün hakkına tecavüz etmek, alfa erkek değilsen yapabileceğin bir şey değil. Dolayısıyla bir hürriyet tanımının aslında hayvanların yaşam biçimini tarif ettiğini görüyorsun. Konu insana geldiğinde ise başka bir tanım yapmak gerektiği aşikâr: Dürtülerine hâkim olabilmek, kendini yöneten içsel dürtülere/etkilere bir sınır koyabilmek bizi özgür yapıyor.
Gerçekleşen her arzu, onu elde etmenin getirdiği açlık duygusuyla bizi yeni bir tanesine yönlendiriyor. Bu da sürekli mutluluk arayışında kendimizi perişan etmeye götürüyor.
Hafızanı, beklentilerini düşün; bunlar yaşadığın olumlu ve olumsuz bir sürü deneyimden, öğretilmiş, ezberletilmiş inançlardan geliyor. Onlar senin bir parçan değil, biriktirdiklerin. Onları bırakabildiğin zaman saf varoluşundan “burada, şu anda” oluyorsun.