Alkol aldığınızda veya belli ilaçlar kullandığınızda (acı bedeninizi tetikleme-dikleri takdirde), yine kendinizi daha rahat, umursamaz ve belki bir süre için canlı bile hissedebilirsiniz. Şarkı söyleyip dans etmeye başlarsınız ve bunlar, antik zamanlardan beri yaşamın mutluluk ifadeleridir.
Zihniniz size daha az yük oluşturduğu için, var olmanın mutluluğunu hissedebilirsiniz. Belki de alkole "ruh" denmesinin nedeni budur. Ama ödenmesi gereken ağır bir bedel vardır: Bilinçsizlik. Düşüncenin üzerine yükselmek yerine, altına inersiniz. Birkaç kadeh daha içerseniz, bitkiler alemine gerilersiniz.
İşin ilginç yanı, özellikle insanların çok şeye sahip oldukları yerde bu mutsuzluk daha da fazla. Çok mu şaşırtıcı? Hayır. Dünyanın zengin bölgeleri, tutsaklıklarını daha derinden biçimle tanımlarlar ve daha fazla maddiyat odaklı olurlar; dolayısıyla, egonun da daha fazla tutsağıdırlar.
İnsanlar, mutluluklarının yaşadıkları şeylere bağlı olduğuna inanıyorlar ve dolayısıyla biçimlere bağlanıyorlar. Başlarına gelen iyi ya da kötü şeylerin, evrenin en dayanıksız, en geçici şeyleri olduğunu anlamıyorlar. Şu ana olması ya da olmaması gereken bir şey gözüyle bakıyor, kaçırdıklarına, kaybettiklerine üzülürken, gelecekte sahip olacaklarını umdukları şeylerin hayaline kapılıyorlar ve böylece şu anda yaşamayı unutuyorlar. Dolayısıyla hayatın kendisinde var olan, biçimin ötesinde keşfedilmeyi bekleyen mükemmelliği görmüyorlar. Şu anı kabullenin ve herhangi bir biçimden çok daha derin olan mükemmelliği bulun.
Varlığın mutluluğu - tek gerçek mutluluk - size herhangi bir biçim, mülk, başarı, kişi ya da olay olarak gelemez. Dahası, mutluluk size kendiliğinden gelemez. Sadece içinizdeki biçimi olmayan boyuttan, içinizdeki bilinçten, yani gerçek sizden yükselebilir.
Olan her şey, hayatın aldığı her biçim, çok kısa ömürlü bir doğaya sahiptir. Hepsi gelip geçicidir. Nesneler, vücutlar ve egolar, olaylar, durumlar, düşünceler, duygular, arzular, tutkular, korkular ve oyunun kendisi... hepsi gelir, çok önemliymiş gibi yapar ve siz daha ne olduğunu bile anlamadan ortadan kaybolarak geldikleri hiçliğe geri dönerler. Acaba hiç gerçek oldular mı ki? Yoksa sadece bir rüyadan mi ibarettiler?
Ama hiçbir şey egoyu uzun süre tatmin edemez. Hayatınızı ego yönettiği sürece, mutsuz olmanın iki yolu vardır: İstediğinizi elde edememek ve istediğinizi elde etmek.
... bazen rastgele veya kaotik gibi görünen olayların arasında, daha yüksek bir düzen ve amaç yatar. Zen bunu şu şekilde güzelce ifade eder: "Kar yağdığında, her tanesi uygun bir yere düşer." Bu yüksek düzeni üzerinde düşünerek anlamamız mümkün değildir, çünkü üzerinde düşündüğümüz şey içeriktir; ama daha yüksek düzen, biçimi olmayan bilinç aleminden yükselir, yani evrensel zekâdan.