Aslında eserin isminden -Düzenin Yabancılaşması- ve bu ismin izahından anlıyoruz ki Osmanlı’da ve Türkiye’de “batılaşma” deneyimleri ve süreçleri eleştiriliyor. Evet aslında bu bir dereceye kadar doğru. Yani eserin bir boyutu bu. Lakin yazarın temel derdi batı tipi bir sınıf çatışmasının olmaması. Diğer bir ifadeyle, batılaşma dediğimiz olgu; kökü Avrupa’da meydana gelen kapitalist sosyo-ekonomik ve kültürel bir tarihi sürecin batı dışı toplumlara yansıdığı bir ilerleme, uygarlaşma imitasyonudur. Çünkü yazar için batılaşma dediğimiz mefhumun dayanağı kapitalist toplum düzenidir. Bu da ne yazık ki Avrupa’da kendi doğal süreciyle meydana gelmiştir. Bu süreç ne Osmanlı’da ne de cumhuriyet Türkiyesi’nde meydana gelmediği için böyle bir kapitalistleşme ve nihayetinde bu sürecin batı dışındaki yansıması olan batılaşma bizde mümkün olmamıştır. Bundan ötürü bizde girişken ve toplumu inşa eden hatta Avrupa’da olduğu gibi bir merkezi devlet inşa eden burjuvazi doğmamış -bakın yaratılmamış demiyorum çünkü bu yaratma biz gibi batı dışı toplumlara özgü bir girişim çünkü batıda bir yaratma değil; hayatın olan akışında bir meydana geliş söz konusudur- ve bundan ötürü de bizdeki “sınıf” çatışmaları ne yazık ki ideolojik düzeyde kalmıştır. Bu da toplumu inşa eden kurucu sınıf bilinci ve misyonundan uzaktır. Ne yazık ki tam aksine kapitalizmin bir başka boyutu olan sömürü faaliyeti de bu arayışsal batılaşma çabalarından ve beyhude ideolojik kutuplaşmalardan beslenmektedir. Dolayısıyla yazara göre, batının kendi özgün doğasında meydana gelen kapitalist şartlar burada mümkün olmadığından yahut yaratılamadan Türkiye’nin kurtulması mümkün değildir.
Düzenin Yabancılaşmasıİdris Küçükömer