İhtirasları ve dıştan gelen ayartmalar yüzünden bir o yana bir bu yana yalpalayan insan sürekli olarak çokluk içinde kaybolma tehdidi altındadır. Tasavvuf bu hareketi tersine çevirir. Bu birlik (vahdet) bu kendi merkezini bulma topluluk içindeki en yoğun ve en canlı faaliyetin birinci şartıdır. Tasavvuf dünyadan el etek çekmeye davet etmez, feragata hırstan uzak kalmaya sevk eder. İşte bu da salih amelde bulunmayan imkan verir. Yani insan artık bencil çıkarları veya ihtirasları doğrultusunda değil de herkesin hayrı yolunda faaliyet gösterir.
Düşünceyi eylemden batını zahirden ayırmak birlik ve bütünlük dini İslam'a ters düşer. O yüzden tasavvuf Müslüman derinliğinin maneviyatının ve ruhaniyetinin öz be öz İslami bir şeklidir. Asıl gayesi de insan kendi manevi merkezinden uzaklaştıran nefsin her türlü heveskar arzularına karşı derunu mücadele demek olan büyük cihat ile birlikte ve bütünlük içinde bir İslam topluluğu gerçekleştirmek için bu topluluğu İlahi Kanun a odaklamaktan alı koyacak her türlü putataparlık, iktidar,servet, sahte bilgi veya sahte ilahlara karşı durma eylemi demek olan küçük cihat arasında bir denge kurmaktır.
Büyük Cihad nefse karşı insanı bulunması gereken noktada çekip alan bütün eğilimlere gelgeç arzular, putlar edinmeye sürükleyen dolayısıyla da Allah'ın birliğini tanımaktan alıkoyan her şeye karşı yapılan bir mücadeledir. Bu iç putçuluğu alt etmek dış putçulukları yenmekten daha zordur.