Kemal elini kaldırıp çevredeki yüzlere baktı. Sonra öyle bir hüngür hüngür ağlamaya başladı ki çevresindeki gürültü neredeyse tamamen durdu. Bazı insanlar avutucu sözler söylediler. Diğerleri iki çatışan dürtünün etkisi altında annesinin üzerine eğilip onu merakla incelediler.
Kurbanın sağlığının iyi olmasını ummakla beraber, şayet kurtulma ümidi yoksa da ölümünü, o geciktirilebilen ama kaçılamayan nihai sonun başka birinin kapısını çalmasını ve başka birinin ruhunu alıp götürmesini izleyecek, sonra da hallerine şükredeceklerdi. Yaşam denen tiyatroda er geç oynayacakları bu en tehlikeli rolün hiçbir riskini almadan bir prova istiyor gibiydiler.
Nasıl ki, demokrasilerde egemenlik, hakimiyet hakkının beşere ait olduğu noktasında hiçbir ihtilaf, şek ve şüphe yok ise, İslam'da da bu yetkinin ancak ve ancak Allahu Teala'ya ait olduğu hususunda hiçbir şek ve şüphe olmayıp, tüm ümmet arasında ittifak vardır.
İslam'da en yüksek otorite, kendisinden başka hiçbir otoritenin bulunmadığı tek sulta sahibi Allahu Teala'nın bizzat kendisidir.
Bilindiği üzere demokrasinin temel esası, olmazsa olmaz düsturu halkın egemenliğine dayanması, tek yetki ve sulta sahibinin halk olmasıdır. Peki, halkın çoğunluğunun ya da hepsinin demokratik bir sistemi istemedikleri, bunun yerine komünist bir sistem ya da İslam nizamını istedikleri düşünülürse demokrasi acaba bu durumda kendi koymuş olduğu temel esasa bağlı kalarak " Egemenlik tamamen halkındır" diyerek aradan çekilecek midir?