"Şeref payelerini bir kenara bırakabilirsin. Rütbeler bana hiçbir zaman bir şey ifade etmedi zaten. Ama iblisler böyle şeyleri önemsiyordu. İşi bırakmamın sebeplerinden biri de bu. Ama başkaları da var...
Yoruldum, Morpheus. Çok yoruldum.
Beni biliyorsun, Rüya. Beni melek olduğum zamanlardan beri tanıyorsun. Nasıl biriydim?
- Çok mağrurdun, Samael. Ama çok da güzeldin. Güzel, bilge ve tutkulu.
Öyle mi? Evet... evet, öyleydim. Pek çok şeyi önemsiyordum, kıymet veriyordum eskiden, o soğukta, başlangıçta. Gümüş Kent'te. Sanırım her şey bu yüzden ters gitmeye başladı. Biliyor musun... hâlâ merak ediyorum... Ne kadarı planlanmıştı? Ne kadarını biliyordu önceden? Ben isyan ettiğimi sanıyordum. O'nun hükmüne başkaldırdığımı sanıyordum. Oysa O'nun o muazzam planının küçücük bir parçasını uyguluyordum sadece. Ben etmeseydim bir başkası isyan edecekti yerime. Raguel belki, veya Sandalfon. Düştük, ben ve yoldaşlarım. Çok uzun zaman düştük... çok uzağa. Ve sonsuzca düştükten sonra burada bulduk kendimizi. O zaman anladım ki, Cennet'e bir daha asla geri dönemeyecektim..."
"Neden olur olmaz bütün kabahatleri için beni suçluyorlar? İşim gücüm yokmuş da bütün gün omuzlarına tünüyüp onları normalde iğrenç bulacakları şeyler yapmaya zorluyormuşum gibi adımı anıp duruyorlar. Neymiş, 'Şeytana uymuş!' Katiyen! Kendi küçük hayatlarını kendileri yaşıyorlar, ben değil. İnandıkları doğruları çiğniyor, sonra ölünce de buraya gelip arzuladıkları ızdırap ve cezayı bekliyorlar bizden. Onları buraya ben getirmiyorum. Etrafta dolaşıp pazara giden balıkçı kadınlar gibi ruhlarını satın aldığımdan bahsediyorlar, durup da kendilerine neden diye sormuyorlar. Ne yapayım ben ruhu? Hem bir ruha nasıl sahip olabilirsin ki? Yo.Herkes kendine aittir... Ama faniler bununla yüzleşmeye katlanamıyor."
En az dört bin yıldan sonra günlüklerimi ilk gören kişi olan sen, dikkat et. Ix yapımı depomda bulunan yazıları okuyan ilk kişi olmak seni gururlandırıp başını döndürmesin. Bu yazılarda çok acı şeyler okuyacaksın. Ben bu dört bin yılın ötesine bakmayı asla istemedim, çok nadiren baktığımdaysa amacım sadece Altın Yol'un devam ettiğine emin olmaktı. Dolayısıyla günlüklerimde yer alan olayların senin çağında nasıl yorumlanacağını bilmiyorum. Tek bildiğim, günlüklerimin unutulduğu ve anlattığım olayların aradan geçen yüzyıllarda mutlaka çarpıtılarak aktarıldığı. Geleceklerimizi görebilme yeteneği can sıkıcı olabiliyor inan. Tanrı sayılmak bile (ki ben kesinlikle öyle sayılıyordum) bir süre sonra sıkıcı olabilir. Bu kutsal sıkıntının, özgür iradenin icadı için gayet iyi ve yeterli bir sebep olduğunu sık sık düşünmüşümdür.
-Dar'üs-Balat'taki deponun duvarına kazınmış yazı