Başkalarının arasındayken birbirlerine yabancı ve düşman olmalarını uygun bulan derin bir duygu vardı içinde. Bu insanlar ikimiz arasındaki ilişkiyi türlü türlü yorumlayabilirler ama gerçekte nasıl olduğunu bilemezler, diye düşünüyordu. Böyle olması, hatırladığı anları daha da yüceltiyor, başkalarının bakışlarının, kelimelerinin değmediği, hatta hiç kimsenin bilmediği anlar olarak saklıyordu...Bir sahiplik duygusu hissediyordu o zaman. Başka hiçbir yerde hissedemediği bir duygu. Ona en çok sahip olabildiği yerler, yabancılardan oluşmuş kalabalığın ortasında, onun kendisine pek seyret bakabildiği yerlerdi.
O adama, bakma ona, demek geldi içimden. Bir daha hiçbir şeye bakmaya hakkın kalmaz sonra. Onu sevme. Yoksa dünyanın geri kalanından nefret etmek zorunda kalırsın.
Bir insanın yüzüne ilk bakışımız hariç onu gerçek anlamda tanımamıza olanak yoktur. Çünkü o bakışla her şeyi anlarız. O bilginin analizini yapacak kadar bilgeliği her zaman gösteremezsek bile.