"Anna’nın aşkının mutluluk olduğunu kaç kez söylemişti kendi kendine; işte Anna onu, aşkı hayattaki bütün nimetlerden üstün gören bir kadının sevebileceği gibi seviyordu, ama o, Anna’nın peşinden Moskova’dan geldiği sıradaki mutlu halinden çok uzaktı. O zaman kendini mutsuz biri sayıyordu, ama mutluluk ilerdeydi; şimdi ise mutluluğun geride kaldığını hissediyordu. Anna ilk gördüğü zamanlardaki gibi değildi hiç. Manevi olarak da, fiziksel olarak da kötüye doğru bir değişim gösteriyordu. Şişmanlamıştı ve aktristen söz ederken yüzünde onu çirkinleştiren kötü bir ifade vardı. Vronskiy, Anna’ya kopardığı ve soldurduğu bir çiçeğe bakan, ama onu koparmasına ve öldürmesine neden olan güzelliği pek zor tanıyan biri gibi bakıyordu. Buna karşın, aşkının daha güçlü olduğu günlerde kuvvetle istemiş olsaydı bu aşkı yüreğinden söküp atabileceğini hissediyordu, ama şimdi, Anna’ya karşı yüreğinde aşk hissetmediğini düşündüğü şu anda Anna’yla ilişkisinin kopamayacağını biliyordu."
"Tanrım, ne kadar aydınlık! Bu korkunç bir şey, ama ben onun yüzünü görmeyi seviyorum, bu fantastik ışığı da seviyorum... Kocam! Ah, evet... Çok şükür onunla ilgili her şey sona erdi.”
"Ben mi mutsuzum? –dedi.– Ben, kendisine yiyecek verilen aç bir insan gibiyim. Üşüyordur, giysileri yırtık pırtıktır, utanıyordur belki, ama mutsuz değildir. Ben mutsuz muyum? Hayır, işte benim mutluluğum..."