1800'lü yıllarda yazılıp hepimizin hayatlarından kesitler sunmuş Dostoyevski. Günlük yaşamımızda yer edinen güzellik-çirkinlik, iyi-kötü, zengin-fakir, soylu-sıradan halk, namuslu-namussuz ve daha bir çok zıtlığı barındırıyor kitap.
Raskolnikov bir üniversite öğrencisi. Tabi sadece bununla kalmıyor. Aynı zamanda hayatı her yönüyle irdeleyen ve bir filozof edasıyla çıkarımlarda bulunmaya çalışan bir figür. Ama ne yazık ki içinden çıkılmaz gelgitleri sonunu getiriyor.
Kitapta toplumun bazı kesimlerinin yarar-zarar kaidesini göz önünde bulundurarak suç işleme özgürlüğün olabileceğini ve karşıt tezde de gerekli hallerde bu suç işleme özgürlüğünün daha alt tabakadaki insanlara da sunulması gerektiğininin savunması yapılıyor. Rodya da bir alt tabaka insanı. "Tefeci ve yarardan çok zararı olan yaşlı bir kadın" diyerek suç işleme özgürlüğüne onun da sahip olduğu savını gerçekleştirmek üzere kadını baltayla öldürüyor. Tabi hesapta olmayan bir şekilde kadının kızını da.
Yazar Rodya'yı o kadar güzel betimleyip, yaptığı işe bizim gözümüzle de bakmayı o kadar güzel becermiş ki toplumda bir cani olarak nitelendirilebilecek başkahramanı bize sevdirmeyi başarıyor. Çünkü bu işi kutsal bir amaç uğruna yaptığına inanmaktan öte 'iyi ki yapmış' demiş buluyorsunuz kendinizi. Böyle büyük bir suç işleyip bu suçun haklılığına kendini inandıran Raskolnikova bir yol arkadaşı olduğunuzu kitap boyunca hissediyor insan. Bu kadar kusursuz bir cinayeti kimse işlemedi. Çünkü hiç bir suç bu kadar sahiplenilmedi.
Sonya'yı saflığın ve acının, Razumihin'i fedakarlığın, Svidrigaylov'u şehvetin, Dunya'yı namusluluğun vücut bulmuş hali olarak görmeyi sağlıyor yazar. Her karakter ayrı bir dünya yaşatıyor bizlere. Ve bu kadar çok karakteri içimizdeki karşıtlıkların bir tezahürü olarak yansıtan başka da bir