Küçülme revaçta olduğunda milyonlarca çalışan, sözde en büyük malvarlıkları olan evlerinin onları canlı canlı yediğini anladı. Ev denen aktifleri her ay onlara yüktü. Bir diğer ‘aktif’ olan araba, onları yiyip bitiriyordu. 1000 dolar ödedikleri garajda duran golf sopaları artık 1000 dolar etmiyordu. İş güvencesi olmaksızın dayanaktan yoksundular. Aktif diye gördükleri hiçbir şey onları mali kriz döneminde destekleyemiyordu.
Zengin baba, zenginler paranın hayali bir görüntüden ibaret olduğunu bilirler diye sürdürdü anlatmayı, eşeğin önündeki havuçtan farksızdı. Paranın gerçek olduğuna inanan milyarlarca insanı bir araya getiren ortak payda korku ve hırstan başka bir şey değildi. Aslında para bir kandıramacaydı. İskambil kağıtlarından inşa edilmiş bu kule sadece kitlelerin güveni ve cehaleti sayesinde ayakta duruyordu.
Çok parası olup da çok çalışmayı sürdüren pek çok arkadaşım var. Milyonlara sahip, bugün yoksul oldukları günlerden daha çok korku duyan insanlar tanıyorum.
“Kazancından vergi verirsin. Harcadığından vergi ödersin. Biriktirdiğinden vergi kesilir. “
“Toplum devletin bunu yapmasına neden göz yumar?”
“Zenginler izin vermez. Yoksullarla orta sınıftakilerse buna göz yumar. Babandan daha çok kazandığıma kalıbımı basarım, ama onun ödediği vergi benimkinden fazladır.”