1947 yılındaki bu uzlaşmanın ardından İngiltere, Filistin topraklarının yönetimini Birleşmiş Milletlere devretme kararı aldı. Tam bir yıl sonra (1948) İsrail devletinin kuruluş ilanı yapıldı. Önceden yapılan anlaşmaya göre Kral Abdullah payını almış ve bu yeni devlete sesini çıkarmamıştı.
Doğu Kudüs ve içindeki Beytü'l-Makdis'in Ürdün'ün elinden çıkıp İsrail'in kontrolüne girdiği 1967 Savaşı'nda (6 Gün Savaşı) Mescid-i Aksa Müslümanlar tarafından hastane olarak kullanılmış, bitişiğindeki Ömer Mescidi de ameliyathane olarak değerlendirilmiştir.
1967 Savaşı'ndan tam bir buçuk sene sonra, tarihler 21 Ağustos 1969'u gösterdiğinde Denis Rohan adında Avusturalyalı bir Yahudi Mescid-i Aksaya gelir. Çantasında benzin bidonu, yanında içi benzin dolu torbaları tutuşturup caminin tavanlarına fırlatacağı sapan düzenekleri ile içeri girer. Biraz sonra Mescid-i Aksa alev alev yanmaya başlar.
O günlerde İsrail Devleti'nin başbakanı olan Golda Meir, hatıralarında bu hadiseyi anlatırken,"O
gece gözüme uyku girmedi," der. İsrail Kudüs'ü ele geçireli sadece bir buçuk sene olmuştur. İslam dünyası gergindir. Yahudilerin, Müslümanlara ait kutsal mekânlara zarar vereceği endişesi had safhadadır. En sonunda korkulan olur, Peygamber Efendimiz'in Mirac basamağı yakılır. İsrail başbakanına göre, ertesi sabah İslam dünyası bu acı haberle sarsılacak, büyük protestolar yapılacak, Avrupa ve ABD nezdinde girişimlerde bulunulacak ve belki de Doğu Kudüs yeniden
Müslümanların yönetimine verilecektir. Golda Meir
hatıralarının devamında Müslümanlar için son derece acı şu tabloyu aktarmıştır:
"Ertesi sabah gördüm ki İslam dünyasında hiçbir
devletin hiçbir gazetesi bu olaya yer vermemiş!!"