Sena

Sena
@Esav
Sabitlenmiş gönderi
Aksa avlusunda gezerken etrafınızda yüzlerce hatıranın birbirini kovalamasıdır. Babillilerin binlerce insan başını su havuzlarına doldurmasından, Romalıların taş üzerinde taş bırakmamasına, Haçlıların Kudüs sokaklarını kan akan dere yataklarına çevirmesinden, hahamların, "Hz İsa asılmalı!" Çığlıklarına kadar nice zulüm manzarası çehreleri karartır, yürekleri burkar.
Sayfa 229
Alıntı
Tekkenin son Şeyhi Abdülkerim Afgani çok zarif bir insan. Kendisini tekkeyi ziyaret edip görebileceğiniz gibi Mescid-i Aksa'da bir namaz vaktinde de görmeniz mümkün. Yanına yaklaşıp Türkiye'den geldiğinizi söylediğinizde size nasıl tebessümle baktığına şahit olacaksınız. Tekkeye gelmek için sakın izin istemeye kalkmayın. Bu soruyu soran Türklere verdiği cevap hiç değişmemekte ve sorunun muhatabını da alabildiğine sarsmaktadır. "Zaten sizin olan bir yere gelmek için izin mi istiyorsunuz? Sizin ecdadınız tasavvuf ehline hürmet ederdi. Onlar buralara itibar ederek kıymet kazandı, siz de hizmet edin kıymet kazanırsınız."
Sayfa 118
Alıntı
Dünyada şu anda yaklaşık 20 milyon insanın konuştuğu bir dili tarihin tozlu sayfalarının arasından çekip çıkaran Eliezer Ben-Yehuda için, İngiliz Yahudi tarihçi Cecil Roth yıllar sonra şöyle diyecekti: "Ben-Yehuda'dan önce Yahudilerin İbraniceyi konuşma ihtimalleri vardı ama ondan sonra konuşmaya başladılar."
Sayfa 128
Alıntı
Londra Hükûmeti, Filistin'deki İngiliz manda idaresinin Milletler Cemiyeti'nde tasdik edilmesini bile beklemeye lüzum görmeden, Filistin'i yönetecek yüksek komiseri belirlemişti: Herbert Samuel. Siyonistlerin "İki bin yıl sonra, Filistin'i idare edecek olan ilk Yahudi" şeklinde alkışladığı Samuel, 1898 yılındaki İngiltere ziyaretleri sırasında, Eliezer ve eşi Hemda'nın Londra'da şahsen tanışıp uzun uzun sohbet ettiği o genç siyasetçiydi.
Sayfa 123
Alıntı
Eliezer Ben-Yehuda, bütün gücüyle İbraniceyi diriltmeye, sokaklarda konuşulan bir dil hâline getirmeye ve Yahudilerin kültürel ortak paydasına dönüştürmeye çabalarken, Kudüs’ün dindar Yahudi muhitlerindeki muhalifleri ve düşmanları da çoğalıyordu. Onlara göre, İbranice kutsal bir dildi ve gündelik işler için kullanılması uygun değildi. İbranicenin konuşulur hâle gelmesi ve “süflî” dünyalık işlere aracı kılınması ise, bir nevi dine ve inanca ihanetti.
Sayfa 87
Alıntı