Sena

Sena
@Esav
Osmanlı'nın Kudüs'ü alır almaz bir şadırvan inşa etmesinin şüphesiz Hanefilik mezhebi ile yakın alakası vardır. Şafi mezhebinde bilhassa boy abdesti alınırken durgun sudan da istifade edilebilirken, Hanefilerde temizlik için akan su gerekir. Kudüs halkı ağırlıklı olarak Şafi'dir ve bir havuzda toplanmış durağan suyu kullanabilir. Ancak Hanefi fıkhında bu konuda farklı bir anlayış olduğu için Kudüs'teki ilk Osmanlı eserinin bir şadırvan olduğunu görüyoruz. Hatta Mescid-i Aksa'da şadırvan ve havuzlarla ilgili bir sicilde Hanefi musluğu diye bir ifade geçtiğini görüyoruz. Bahsettiğimiz nedenlerden dolayı bu sicilde söz edilen yapının Kasım Paşa şadırvanı olma ihtimali yüksektir.
Sayfa 161
Alıntı
Reklam
Osmanlı sadrazamı Hersekzade Ahmet Paşa Memlüklülere esir düşmüştür. Ancak Kayıtbay, Osmanlı'ya düşman değil, sadece rakiptir. Açıkçası Bu ince çizgiyi bütün tarihi okumalarımızda gözetmek zorundayız. Bir kişiyi ya da Devleti detayları bilmeden hain ya da dost ilan etmek doğru değildir. Nitekim aynı Kayıtbay, II. Beyazid'in kardeşi Cem, abisi ile verdiği mücadeleyi kaybedip Memlüklülere sığındığında, onu misafir etmesine rağmen arkasına asker verip Osmanlı'yı vurmasına engel olmuştur.
Sayfa 154
Alıntı
"Filistin Müftüsü Emin el-Hüseyni, bir seferinde, bu bahiste uzunca bir sohbette bulunmuş, başından geçen bir hadiseyi bizlere şöyle anlatmıştı: Osmanli Devleti, âdil, insaflı ve kanatları altında barınan milletlere karşı çok cömert ve hürriyet verici bir devletti. Fakat onu yıkmak, böylece İslam diyarlarını işgal edip sömürmek isteyen İngiliz, Fransız, Rus ve diğer düşmanlar, kendi kültürlerinin tesiri altında kalan Müslüman aydınlara bunun zıddını telkin ediyorlardı. Bir keresinde, devletlerarası kongrelerden birinde idik. Bir Cezayirli ile bir Tunuslu'yu konuşurlarken gördüm. Fransızca konuşuyorlardı. Kendilerine şöyle latife ettim: Yahu ben yanınızda Filistin müftüsüyüm; sizler iki Arapsınız; toplantımız, Arap devletlerinin meselelerini görüşme toplantısı; ama sizler Fransızca konuşuyorsunuz. Bu nasıl iş? 'Hocam, mazur görün,' dediler. 'Bizim kültürümüz Fransızcadır. Arapça avam lisanını konuşabiliyoruz. Fakat derin mevzuları ifadeye Arapçamiz kâfi gelmiyor. Fransızca konuşmaya mecbur oluyoruz. Böyle yetişmişiz...' 'Fransa, sizin ülkelerinizde ne kadar kaldı?' 'Yüz sene kadar...' 'Peki, Osmanlılar kaç sene kaldı?' 'Dört yüz seneden fazla...' 'Acaba sizin dedeleriniz, babalarınız, sizin böyle Fransızca bildiğiniz gibi Türkçe bilirler miydi?' 'Hayır...' Onlar böyle cevap verince, ben de artık fırsatı kaçırmadım, 'Yahu adamlar yüz senede size anadilinizi unutturmuş. Kendi lisanıyla konuşmaya mecbur hale getirmiş de, Osmanlı dört yüz senede sizi kendi dilini konuşmaya mecbur etmemiş. Üstelik kendi gençlerine Arapça öğretip sizin beldelerinize vali, kaymakam, kadı diye göndermiş. Bu devlet mi istilacı?' dedim."
Sayfa 141
Alıntı
Emin el-Hüseyni
"Uçak Kudüs Havaalanı'nın çevresinde uçarken Harem-i Şerifin bana gülümsediğini gördüm. Ben bu kentin her bir köşesinde, her bir tepesinde bir parçamı bırakmışım."
Sayfa 138
Alıntı
1948 Savaşı'nın en şiddetli günlerinde Ürdün Kralı Abdullah, şaşkınlık uyandıran bir bildiri yayınladı. Bu bildiriye göre Filistinli askeri birliklerin hepsi feshedilecek, ellerindeki silahlar toplatılacaktı. Ayrıca Filistin Yüksek Heyeti'nin bütün faaliyetlerine son verilecek, bu heyet de dağıtılacaktı. Bu gayretler meyvesini kısa sürede verdi ve 1948 Savaşı'nın sonunda Gazze Mısır'a, Batı Şeria ve Kudüs'ün bir kısmı da Ürdün'e bırakıldı. Mısır ve Ürdün payını almıştı. Tabii Filistinliler de... Filistin'in payına düşen bilanço şuydu: 15 bin Filistinlinin şehadeti, 350 köyün haritadan silinmesi, topraklarının %78'inin İsrail işgaline uğraması... Bu savaş sonrası bir milyona yakın Filistinlinin başka ülkelere göç ettiği kayıtlara geçmiştir. Daha ilginci şudur ki Batı Şeria'yi işgal eden Ürdün Kralı bu topraklarda Filistin kelimesinin kullanılmasını yasaklamıştır.
Sayfa 136
Alıntı
Reklam