"Komünizm, babaları öldürmek yerine onları işçilere dönüştürüyor. Tıpkı dini, peygamberleri ve kutsal kitapları yok etmeye çalışıp yerlerine başka şeyler koyduğu gibi... Bak, komünist akıl, 'Din afyondur' deyip ona muadil olarak Leninizm'i peydahladı. Ruhban sınıfına sövüp parti seçkinlerini vücuda getirdi. Peygamberleri inkar edip yerlerine Marx'ı, Lenin'i, Engels'i koydu. Ve kendini yarı tanrı sanan Stalin... Stalin putları yıkacağını söyleyip kendini putlaştırdı..."
"Hatıralar mutlu olsun, kederli olsun, hep acı verir; en azından benim için öyle; ama bu acı tatlı bir acı. Ve kalp ağırlaştığı, daraldığı, sıkıldığı, kederli olduğu zaman, o zaman hatıralar onu tıpkı sıcak bir günün ardından gelen rutubetli bir gecede çiy damlalarının zavallı, kurumuş, gündüz vakti sıcaktan kavrulmuş çiçeği canlandırması gibi aydınlatıp canlandırır."
"her şey her zamanki gibiydi... gri ve koyu renkli. Hep aynı mürekkep lekeleri, hep aynı masa ve evraklar, ben bile aynıydım; nasıl öyle aynı kalabilmişti her şey... Pegasos'un sırtına binip gitmek varken burada isim neydi? Nereden çıkmıştı bütün bunlar? Gökte duran güneşin ayartması bundan mıydı? Pencerenin ardındaki avlumuzda bir şeyler olmuyorsa, bu kokularda neredendi? Yani, bana her şey aptallık gibi göründü. İnsan bazen duygularını aptallık derecesine vardırır da yolunu şaşırır ya, öyle bir şey. Başka bir şeyden de olmaz, kalbin aşırı gereksiz, budalaca ateşinden olur hep."