. Bir ara öğrendim ki orada oturan hocalardan biri fizik alanında Nobel Ödülü almış. O bilim insanının kılığına kıyafetine, gülüşüne, duruşuna daha bir dikkatle baktım. Günlük kıyafetleriyle öğrencilerinin yanında oturuyordu. Sadece diğerlerine nazaran yaşça büyük bir öğrenci gibiydi. O kadar mütevazı ve o kadar kendinden emin ... Sonra bakışlarımız buluştu. O an şunu fark edip tebessüm ettim; alanında başarılı olmuş ne kadar bilim insanı gördüysem gözlerinde gördüğüm, içindeki o meraklı çocuğun gözleriydi. İşte benim ülkemdeki değerli anne babaların, öğretmenlerin, halkın atması gereken en önemli adımlardan biri çocuğun içindeki merak duygusunu beslemek olmalı
Enteresandır, doğru değeri keşfettiğin an insanın içi bunu biliyor. Çünkü şayet bu yolculuğu gerçekleştirmezse kendi içinde yaşayacağı cehennemi biliyor.
Doğası gereği yaşam bir ekip işidir. Hücreler ekip olup organı oluşturur; organlar ekip olup organizmayı, yani bireyi oluşturur; bireyler ekip olup aileyi, şirketi, milleti oluşturur. Hayvanlar, bitkiler, mikroplar, virüsler; hepsi büyük bir sistem içinde birbirini etkiler. Tüm ekosistem, hatta tüm kozmos bir sistem, bir ekiptir. Bu demek oluyor ki, birey bu yaşamı tek başına götüremez, mutlaka bir ekibin parçası olarak yaşayacak. Birey büyüdükçe ekip de sürekli değişecek.
Tarih boyunca bu konuda iki önemli gelişme olduğunu söyleyebilirim. Birincisi; bolluk fikri. Şimdilerde gençler, "Hey bir dakika, ötekine karşı olma," diyor değil mi? Çünkü bir işbirliği kavramı gelişmiş. "Savaşa gerek yok! İşbirliği yaparsak bu imkanlar sana da bana da yeter; öyle ki sadece bu nesle değil, gelecek nesillere de yeter," anlayışı yayılıyor. Birleşmiş Milletler'in kurulması bununla ilgili atılmış bir adımdır. Görüyoruz ki bir zamanların savaşanları şimdi beraber üretmeye başladılar. Evet, birincisi bolluk paradigmasıydı. Ben-sen değil, biz olursak herkese yetecek, hatta artacak kadar üretebiliriz.