Cennetten bir köşe olan o güzel ütopyanın medenileşmek (!) için harcadığı vahşi çabayla nasıl kendi kendini yiyip bitiren bir distopyaya dönüştüğünün hikayesi Son Ada...
Son umudun, son sığınağın, son kurtuluş yerinin demokrasi (!) adı altında her şeyi yok etmek için yaşayan bir Başkan tarafından nasıl heba edildiğinin hikayesi Son Ada...
Sevgi, dostluk, güven ve huzurun küçük hırslarla zenginlik hayali uğruna nasıl da yitirildiğini gösteren, sessiz kalındığında insanın elinden hak ve özgürlüklerini alanların, onlara yaşamı zindan edenlerin sorgulanmayıp bilakis alkış tutulduğu bir düzeni gösteren, onları sorgulayıp karşı çıkanları düşman kabul edip tüm umutları tükendiğinde o 'karşı çıkan düşmanın' kuracağı yeni dünyada kendilerine yeni bir hayat kurma hayaline tutunan sessizlerin, manipüle edilmişlerin, asıl sorumluya gözlerine kapatıp onun doğurduğu sorunları düşman belleyenlerin hikayesi Son Ada...
Aslında acı bir şekilde bizim hikayemiz Son Ada...
Martılar'ı "Ötekiler" kabul ederek okuduğumuzda aslında mutluluk içinde yaşadığımız azınlıkların nasıl da hırs, kötülük ve yok etme içgüdüsüyle hareket eden bir 'Köpekbalığı' tarafından heba edilişini görmek mümkün. Tıpkı aynı ülke toprakları içinde aslında kimsenin yıllarca sorun yaşamadığı kişileri birden bire azınlık ve öteki kabul eden ruhu kötü yöneticileri betimleyen harika kurgulanmış bir metafor örneği olmuş martılar...
Büyük usta Yaşar Kemal'in övgüsünü hak etmiş ve gerçekten tek tek düşündükçe o 'Kurtarıcı' yılan kovucusunun insanlara umut verip oyalayıp sonra kaçışı, tilkiler, o sessiz sakin göze batmayan çocuğun herkesten cesurca davranması, sonsuz bir yakma yıkma felaketi felaketle söndürmeye çalışma, ötekileştirme, küçük bir kesimin haklarını elinden aldıkça sesini çıkarmayanların uğrayacağı