Sevmek bir şey demekti ama sevgiliye küfredene tahammülsüzlük çok şey demekti. Muaz b. Afra ile Muaz b. Amr, bugün o çok olanın peşindeydiler . Sevilenin adını korumak, ona leke sürmemek bir şeydi, ama sevgilinin adına leke sürdürmemek, gerçekten o çok şeydi. Kıskandım... Çok kıskandım...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendimizi, istemediğimizi söylediğimiz şeyleri yaparken bulduğumuzda buna sebep olan şey çevrenin ısrarındaki kuvvet değil , bizim reddimizdeki zayıflıktır.
Hayırlarımız kuvvetli olmadığında evetlerimizin de bir anlamı kalmaz. Huzur bozulmasın diye her şeye evet demek bizi o kadar şilikleştirir ki hiç yasamamış gibi oluruz. Engin Geçtan'ın deyişiyle ; böyle birinin arkasından herkes "çok iyi bir insandı" der; "peki, başka neydi, ne gibi vasıfları vardı?" diye soracak olsanız, kimse diyecek bir şey bulamaz.
İnsanın duvarları mı gökleri mi göreceği biraz da kendi seçimleri ile ilgili. Bu nedenle içimizdeki kulübe, onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak, kişisel miracımızın hacer-i muallakı olabileceği gibi içine kilitlendiğimiz bir tımarhane odası da olabilir.
Anne-babaların, mürşitlerin, liderlerin, öğretmenlerin yorulma lüksleri yoktur. Yoruldular diyelim, yüklerini (sorumluluklarını) atamazlar sırtlarından. Kaçıp gidemezler. Yoksa balık yutuverir onları alimallah. Belki de gereken, bu kadar yorulmamaktır en baştan beri. "Eğer yükümü sırtımdan indirme şansı yoksa koşmanın âlemi de yok; yavaş da olsa ilerlemek yeter" demeli;yük ile barışmalı, kaynaşmalı, dayanışmalı...