..artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte... Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek... Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be... Hepimiz kurtların yiyeceği etiz..
Bir mutluluğu yaşarken onu kavramamız zordur; ancak o geçip de arkamıza baktığımız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu olduğumuzu anlarız.
…bilgeliğe ermiş bir insan da artık bilgi ile uğraşmaz; bilgisizler de böyledir; ne bilgi ile uğraşırlar, ne bilge olmaya özenirler. Bilgisizlik neden kötüdür? Cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan yoksunken, hepsini kendisine toplamış sanır da, ondan. Bir şeyden yoksun olduğunu bilmeyen kimse, ne diye kendinde olmayanının peşine düştün?
Kullarının büyük düşüncelere yükselmeleri baştakilerin işine gelir mi hiç? Gerçek dostlukları da, kullarının anlaşmalarını da istemezler, çünkü bunlar, sevginin yarattığı nice değerler arasındadır. Bu konuda bizim tiranlarımız da alacakları dersi aldılar. Aristogeitonas ile Armodios’un dostluğu ve sevgisi değil midir, onların zorbalıklarına son veren? Demek, seveni sevindirmenin ayıp sayıldığı yerde, bu kuralı doğuran, bir yanda baştakilerin doymaz hırsları, öbür yanda alttakilerin pısırıklığı yüzünden halkın düşkünlüğü olmuştur.