Bir sonu olmalı, diye düşündü Zackarina. Her şeyin bir sonu vardı! Örneğin bir sosisin bir başı, bir de sonu vardı. Bir merdiven başlar ve biterdi. Ve önce sabah ve sonra akşam olur ve bir gün başlar ve bir gün biterdi. Dünyanın en uzun treninin bile bir son vagonu vardı, sonra tren biterdi.
Ama evren, diye düşündü Zackarina, yalnızca devam ediyor, devam ediyor ve devam ediyor... Sonu gelmiyor!
Sonsuz, bir şeyin ucunun olmaması demekti... Sonu yoktu. Evren de işte böyle bir şey," demişti babası. Uçsuz bucaksız.
O günden sonra neredeyse hep evreni düşünmüştü.
"Dırdır," dedi ve gözünü kapadı. "Bir çeşit bozuk konuşma. Hiçbir işe yaramaz. Hata genellikle kulaktadır.
"Hiçte bile," dedi Zackarina. "İnsan kulağıyla konuşmaz ki. En azından ben konuşmam."
"Evet ama kulaklarıyla dinler," dedi Kumkurdu...
Onlar için demesi kolay. Tabii büyüdüler ya. Çabucak unuttular.
"Neyi unuttular?" dedi Zackarina.
"Büyyürken vücudun patlayan mısır taneleri gibi kıpır kıpır olduğunu! Bunu, sen ve ben biliriz, bütün küçük kurbağalar da bilir ama onlar bilmez," dedi Kumkurdu. "Şu büyükler daha fazla büyümüyorlar ya, nasıl olduğunu unuttular."
Zackarina dünyanın en güçlü ayaklarına sahipti. Bu ayaklar hemen her şeyi yapabilirdi. Koşabilir, zıplayabilir, bisiklet pedalı çevirir, dans eder yazları topa vurur, kışları kayak kayar ve daha neler neler yapabilirlerdi. Ama bir konuda hiç iyi değillerdi; sakin ve hareketsiz durmada. Hiç değilse annesiyle babası istediğinde bunu yapsalar ya! Ama nerede!