Günü gelir Hak sana da bir don biçer. Bunun ederini tabiatının üstünde kurduğun binayla öde! Hak sana daima müşteri olsun ve ona daima doğru şeyler sat! Gerçi Âdem oğlanının bir tabiatı yoktur; hamuru yumuşaktır. Gâh ele yapışır gâh elden kaçar. Piştim der ki çiğdir. Oldum der ki olmamak yeğdir. Bu işin aslı nedir diye sordukta derim ki hiç ve hiçtir. Hiçi görmek için dünyanın gözüne bak, korkma! Onun da bir varidâtı olduğunu göreceksin ki asıl varidât budur.
Bir gün Buhara pazarında iki Kıpçak bilyeciye rast geldim. "Ne bileylersiniz canlar?" dedim. "Pıçaktır, kılınçtır," dediler. "O Pıçaklar, o kılıçlar ne doğrar bilürsüz?" dedim. Susup kaldılar.
Ey oğul, sen susup kalma! Bil ki pıçak dediğin, kılınç dediğin Hakkı doğrar. Sen bunu aklında tut. Unutma. Gördüğün hiçbir şeyi unutma!
Gölü bize kim getire? Yol getire. Bizi göle kim götüre? Yol götüre... Gördük ki uzun yol olmaz olsun, marzubân göle iki solukta varır. Gölde ne var? Göl boncuk. Canda ne var? Serçecik. Alimallah uçar gideriz. Allah aklımızı ardımızdan toplaya; imdi böyle dağınık kalın buyurdu.
Hak kimseyi yarınından etmesin. Omuz bitişik duruşanlar ayrık düşmesin. Avratla hep itişip kakışalım, Nergisle hep diz dize duruşalım. Yağmur yağsın da dinsin, yaz olsun da bitsin. Kış olsun, sonra bir daha kış olsun. Zaman kafamın içinde dönedursun. Amin.
Dünya yedi yüz küsür yıl önce de bugünkünden pek farklı değildi. Maşallah, sultanlar zalim, mazlumlar gecede yıldızlar kadar çok ve çaresizdi. Büyük kapıların köpekleri baldırı çıplaklara ürür, karanlıklarda kuyruk kuyruk heybetlenirlerdi. Erki olanın boyu günden güne beş karış uzar, felek çulsuzun defterine hendeklerde, kuytularda, yollarda lokma lokma harflere ölüm ve zulüm yazardı.