700 yıl öncesinin “garip” Anadolu’suna gidip, kendisi de yaşadığı coğrafyaya benzer olan, çektiklerinin ulu dağlarında,gözyaşı akıttığı ırmak yataklarında, yokluğun perişanlığın çöllerinde, kumsallarında yaşamaya çalışanların, zulme uğrayanların hikayesini masalsı bir dille kah tebessüm edip daha çok da gamlanarak “dinledim” Hüsnü Arkan’dan.. Geçmiş acıyla inlemesine rağmen, kumrular dem tutup ‘unuttuk,unuttuk’ diye guguklanırmış.. Görelim bakalım neler unutmuşlar da guguklanırlar derseniz buyurun “romana” :)
Hepimizin tanıyıp sevdiği hazırcevaplılığı, esprili konuşmaları ve koca gönüllülüğü ile meşhur Nusrat Nasreddin yani Nasrettin Hoca halkın hitabıyla Hâce'nin yaşadığı dönemin Akşehir'ine konuk ediyor bizi Hüsnü Arkan.
.
Bir sabah medrese yolunu tutan Hâce, medrese kapısına geldiğinde İğdiş Bey'in vekilinin hunharca katledildiğini ve cesedinin medresenin kapısına asıldığını görür. O, bu katli araştırırken bizi de Selçukluların, Moğolların, Tatarların kanlı savaşlarına götürüyor. Zavallı halkın ezilişine, hor görülüşüne, çocuklara ve kadınlara yapılan zulümlere de tanıklık ediyoruz. Hâce'nin ailesini ve çevresini de tanıma fırsatı buluyoruz. Eşi Kalduk Hatun, evlatlıkları Nergis ile Neccar Abdi can dostu Bolgan Öke, hiç sevmediği Kademsiz Bey, yıldızının barışamadığı Rebabi Zeman bey.
Ene kün ken be? yani Modon Guba ve daha nice karakterler öyle güzel işlenmiş ki tek kelime ile ba-yıl-dım.
Dönem kitabı olarak enfesti. Kitap esprili bir dille yazılmış ve öylesine güzel kaleme alınmış ki çok ders çıkarıyorsunuz. Okurken asla zorlanmayacağınızı düşünüyorum. Çünkü kitabın en arka sayfalarında sizi bekleyen mini bir sözlük mevcut. Çizimlerdeki Cem Kızıltuğ başarısı müthiş. Sia Kitap yine yapmış yapacağını
Hüsnü Arkan’ın mükemmel bilgi birikimini görebildiğimiz, şiirden öte, farklı tarzda bir kitap. Nasreddin kim? İyi biri mi? “Eyvallah” Hüsnü Arkan. Devamını bekliyorum.
Hüsnü Arkan, yeni romanı Nasreddin ile okuru farklı bir dünyaya, Anadolu’ya, birkaç yüzyıl öncesinin Akşar’ına, şimdiki adıyla Akşehir’ine götürüyor. Selçuklularla Moğolların cirit attığı topraklardaki kanlı mücadelelere, el değiştiren kentlere, aşklara ve ihanetlere, esirlere ve cinayetlere, kısacası o dönemin insan hikâyelerine o günlerin diliyle, o günlerin bakış açısıyla hem maceralı hem eğlenceli bir pencere açıyor. Romanın başkişisi Hâce ise hiçbirimize yabancı değil; Hâce, diğer adıyla Nasreddin Hoca.
Yüzyıllar öncesinin Akşar'ı (Akşehir)... Kahramanımız Hace Nasraddın, bizim bildiğimiz Nasreddin Hoca. Karamanoğulları, Selçuklular, Moğollular'ın hakimiyet mücadelesi. Ezilen, kendi başının çaresine bakmaya çalışan halk. Olaylar, mizahla anlatılıyor. Birçok kıssadan hisseyi de barındırıyor. Herkesin derdine derman olmaya çalışan bir Nasreddin ile tanışıyoruz. İyi ki okudum, diyebileceğimiz bir kitap. Keyifli okumalar.
Yazarın okuduğum ikinci kitabı kalemini sevmeme rağmen kitabı okurken biraz zorlandım. Anlamını bilmediğim bir çok terim vardı. Çocukluğumuzun yegane kahramanı olan Nasreddin hocayı Hace olarak yetişkin bir dille okuyoruz içerisinde bulunan çizimler o kadar muazzam ki her biri birbirinden farklı ve etkileyici.
•
Yazar romanda bize farklı bir dünya açıyor şimdiki Akşehir’i yüzyıl öncesinde ki Akşar’ı anlatıyor Moğolların cirit attığı, toprakları uğruna kanlı mücadelelerin verildiği, el değiştiren kentleri, aşkları, ihanetleri, cinayetleri kısacası o dönemin insanların günlerini bakış açılarını hem eğlenceli hem de macera dolu bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Demem o ki okumanızı öneririm.
Uzun zaman önce, Anadolu toprakları kah Moğolların kah Selçukluların ellerinde gidip gelmektedir. Hace’nin Akşar’ında yani Nasreddin Hoca’nın Akşehir’inde halk savaşlardan yılmış, bi çare yaşayıp gitmektedir.
"Dünya yedi yüz küsür yıl önce de bugünkünden pek farklı değildi. Maşallah, sultanlar zalim, mazlumlar gecede yıldızlar kadar çok ve çaresizdiler." diyor Hüsnü Arkan kitabında.
Hüsnü Arkan hepimizin bildiği müzisyen,şarkıcı Hüsnü Arkan. Kitap yazdığını bilmiyordum o da benim cahilliğim affola.
Kitabı alırken arı üstüne Nasreddin de olunca biraz eğlenceli bir kitap diye düşünmüştüm ama nerdee. Eğlenceyi gençken halletmiş milleti eğlendirmiş, Hayrani Hazretlerinin dervişi Nusrat Nasreddin yani
Nasreddin Hoca var karşımda. Arada sırada yine Nasreddin'liğini yapıyor ama o kadar.
Bir cinayetle başlıyor kitap sonuna kadar da kim işlemiş o cinayeti bilemiyoruz çok da önemi kalmıyır zaten okuduklarınızdan sonra. Ne zamanlar hem de ne zamanlar.
Zavallı halkın ezilişine, hor görülüşüne, çocuklara ve kadınlara yapılan zulümlere de tanıklık ediyoruz. Hâce'nin ailesini ve çevresini de tanıma fırsatı buluyoruz. Eşi Kalduk Hatun, evlatlıkları Nergis ile Neccar Abdi can dostu Bolgan Öke, hiç sevmediği Kademsiz Bey, yıldızının barışamadığı Rebabi Zeman bey. Daha nice karakterler öyle güzel işlenmiş ki tek kelime ile ba-yıl-dım. Dönem kitabı olarak enfesti. Kitap esprili bir dille yazılmış ve öylesine güzel kaleme alınmış ki çok ders çıkarıyorsunuz. Okurken asla zorlanmayacağınızı düşünüyorum. Çünkü kitabın en arka sayfalarında sizi bekleyen mini bir sözlük mevcut. Çizimlerdeki Cem Kızıltuğ başarısı müthiş.
Sevgiler.
"Acep edebi lafta aramasak da gönülde mi arasak?"
Hüsnü Arkan'ın dilini çok beğeniyorum.Kitap akıcı ilerliyor, cinayet merak uyandırıyor ve sonunda öğreniliyor kimin ya da kimlerin yaptığı. Cinayetin nedeni ve cinayeti işleyen kişi ya da kişileri okuyunca aslında geçen zamana rağmen hiçbir şeyin değişmediğini anlıyor insan.
Zamanı ağır ağır geri saralım seninle... Anadolu'nun Akşar'ı şimdinin Akşehir'ine masalsı bir yolculuk olsun. Hicri yılı 675, senin benim bildiğim Nasrettin hocası Hâce olmuş iken Moğolların çoğunlukta olduğu bir yer burası.
Toprak uğruna kan, gözyaşı, umut ve yaşam gayesine girişen toplumun zor zanaat geçinme derdine değinen yazar, o dönem diline sadık kalarak aktarmış. Eh haliyle okuması bir tutam zor ama keyfi paha biçilmez.
Köle pazarlarından aşklara, savaş kalıntılarından kurtulan halkın karın tokluğu hissetme çabasına kısacası yazar o yüzyılın kokusunu buram buram içimize işlememizi birincil görev haline getirmiş. Çizimler bu masalı kafamızda canlandırmayı kolaylaştırırken sen okur ilmik ilmik değişen bu devirime misafir oluyorsun. İnsanlığın toz tanesi kadar görünmez olduğu bu devir yazım dilinden dolayı biraz zorlamadı değil. Fakat neden bu masala dahil olmak istemeyesin ki?
#nasreddin #husnuarkan #siakitap
Hüsnü Arkan yıllarca atların nalları altında inleyen, ölüm çığlıkları dinmeyen Anadolu'nun kadim topraklarını anlatmış. Hace'nin Akşar'ı -Nasreddin Hoca'nın Akşehir'i- kah Moğollar kah Selçukluların eline geçiyor. Savaşanlar değişse de ezilenler hiç değişmiyor. Bu hayhuyun içinde aşk da oluyor, sevda da, dostluk da.. Bir yanda cinayet de oluyor insanın insana zulmü de... Taciz de var, sığınmacılar da.. Bazen gülümsüyor ama çokça hüzünleniyorsunuz. Usta işi okunası bir roman olmuş. Su gibi akıp gidiyor.
Hüsnü Arkan 1958 yılında İzmir'in Kınık ilçesinde doğdu. 1975 yılında, Bergama Lisesi'ni bitirdi. Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu'nda üç yıl mimarlık okuduktan sonra, 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.
1985'te, kesinleşen cezası nedeniyle yurt dışına çıktı. Bir yıl Atina'da, beş yıl Hollanda'da, iki yıl Köln'de yaşadı. 1987 yılında, Amsterdam'da, arkadaşlarıyla Hezarfen adlı müzik grubunu kurup, Avrupa'nın birçok kentinde kendi şarkılarını seslendirdi. 1990'da, Şanar Yurdatapan'ın düzenlemeleriyle ilk solo albümü Bir Yalnızlık Ezgisi'ni çıkardı. Kendi şarkılarından oluşan bu albümde, şarkı sözlerinin yanı sıra, Nazım Hikmet, Can Yücel, Ülkü Tamer, Muzaffer Erdost ve Louis Aragon'un dizelerine de yer verdi.
1993'te Türkiye'ye döndü ve Ezginin Günlüğü'ne katıldı. Grubun on bir albümüne şarkılarıyla ve sesiyle katkıda bulundu. 2005 yılında Destur adlı projeyle Deli Bu Dünya albümünü çıkardı. 2010 yılına kadar yüze yakın şarkısı yayımlandı. Aynı yıl Ezginin Günlüğü'nden ayrıldı.
Hüsnü Arkan, Türkiye'ye döndükten sonra, bir yandan da edebiyat çalışmalarını sürdürdü. İlk romanı Ölü Kelebeklerin Dansı, 1998 yılında Metis Yayınları'ndan çıktı. Romanda, küresel adaletsizlik ve mültecilik konularını işledi.
İkinci romanı Menekşeler Atlar Oburlar'da, 12 Eylül faşizmi koşullarını, iktidar sahipliğini, bireyin iktidarla ve kaderiyle ilişkisini işledi. Bu kitap, 2001 yılında, Om Yayınları'ndan çıktı.
Üçüncü romanı Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer, 2005'te Yapı Kredi Yayınlarından çıktı. 1914 Şark Savaşı'nı konu alan romanda, İstanbul'dan Orta Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada, yüz yıla yakın bir tarihî alanda, savaşın insan kaderiyle ilişkisini inceledi.
Aynı yıl, edebiyatçı Yiğit Bener ve Levent Mete'yle birlikte, ayda bir yenilenen iktidarsiz.com adlı internet sitesini yayınlamaya başladı. Bu sitede yetmişe yakın makalesi yayınlandı.
Yine aynı yıl, Seyhan Kitap'tan, Hiçe Doğru adlı şiir kitabı yayınlandı.
2008 yılında, Uyku adlı romanı İthaki Yayınları'ndan çıktı. İlk kitabındaki gibi fantastik öğelere yer verdiği bu romanda, karşı-ütopya kavramını ve siyasi alanla birey arasındaki ilişkileri eleştirdi.
Romanlarında ve şiirlerinde, genel olarak, adalet, ahlak ve bireyin kaderiyle ilişkisi temalarını ele aldı.
Hüsnü Arkan, müzik ve edebiyat çalışmalarını halen İstanbul'da sürdürmektedir. ...