" mankurt"u biliyor musun;hani eskiden asya'daki kabilelerin bir düşman savaşçısını esir aldıkları zaman uyguladıkları yöntem. Adamın kafasındaki saçları kazırlarmış, sonra yeni kesilmiş bir köyünün ıslak işlemesini o çıplak başa sıkıca geçirir, savaşçıyı boğazına kadar toprağa gömer ve asya güneşinin altında günlerce bırakırlarmış. Ölmesin diye yemek geçirirlermiş elbette. Bir süre sonra adamın saçları uzatmaya başlayınca kuruyan, sertleşen işkembeyi geçemediği için kıvrılıp geri döner,Adamın beynine doğru büyürmüş. Korkunç acılar çeken adam bir süre sonra kimliğini,kişiliğini, her şeyi unutup mankurt haline gelirmiş. Bu savaşçıları kendi kabinlerine karşı dövüştürürlermiş.
Bunları söylerken kucağındaki ipad 'i işaret ediyordu o zaman hayatı, aşkı, ölümü, felsefeyi, edebiyatı 140 karakterlik taretlerle ifade eden bir kuşakla konuştuğumu daha derinden kavradım.
"Çünkü en büyük akıl delinin aklıdır "dedim
Sonra "hikayeyi anlamadın galiba "diye devam ettim."kerberos sana saldırdığını hatırlamıyor, vicdanı azabı çekmiyor, kulübesinde mutlu bir şekilde yatıyor ama sen belki de ömrün boyunca,yanında bir köpek geçse ürpereceksin, kabus göreceksin. Ama bir unutabilsen..."
İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak görmediğimiz, onun varoluşunu çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için,gövdeden akan kanın, can denilen şeyi çekip almasını dolayısıyla o kişinin "ölmüş " olmasını bir türlü kavrayamadığımızı düşünüyorum.