"Niçin böyle peki?" Ağlamayı bıraktı ama yüzünü duvara çevirerek aynı soru üzerine kafa yormaya devam etti: Tüm bu dehşetin nedeni, amacı ne? Ne kadar düşünürse düşünsün, bir cevap bulamadı. Ve aklına ne zaman bir şeyleri yapması gerektiği gibi yapmamış olduğundan bunları yaşadığı düşüncesi gelse,
Geri dönebilseydi şayet, orada, çocukluğunda, gerçekten keyifli anıları olmuştu. Ama o mutluluğu deneyimleyen çocuk artık yoktu, hepsi sanki başkasının anıları gibi geliyordu.
Hep aynı. Önce bir umut kıvılcımı parlıyor, sonra bir umutsuzluk denizi ve daimi bir acı; hep acı, hep umutsuzluk ve her şey aynı. Yalnız kaldığında yanına birilerini çağırmak için korkunç ve üzücü bir arzu duyardı ama başkalarının yanında daha kötü olacağını da içten içe biliyordu.
Anlayamadı. Bu yanlış ve hastalıklı düşünceyi uzaklaştırmaya ve yerine başka uygun ve sağlıklı düşünceler koymaya çalıştı. Ama bu düşünce, sadece bir düşünce değildi, hakikatin ta kendisiydi ve sürekli gelip onunla yüzleşiyor gibiydi.
Bu düşüncenin yerine başka bir düşünce koyabilmek için, yardım almayı umarak başka düşünceler aradı zihninde. Bir zamanlar ölüm fikrini perdelemiş olan eski düşünce akışına geri dönmeye çalıştı. Ama söylemesi tuhaftır ki, bir zamanlar ölüm bilincini kapatan, saklayan, yok eden düşüncelerin hiçbiri artık o etkiye sahip değildi.