Hepimizin hayatında sarıp sarmaladığı, kendine ait hissettiği bir kitabı vardır.
İşte benimki de Sefiller!!
Yollarımız ilk olarak bir köy okulundayken kesişti.
Küçücük ellerimle okulun sobasını yakmaya çalışırken sefilliğin ne olduğunu o an anlamıştım.
Kitabı okumaya başlayınca hayatta ne denli sefilliklerin olduğunu görmüş cosette'nın üşüyen ellerinin acısını ben de hissetmiştim. O küçük yaşıma rağmen kitaptan hayli etkilenip herkese anlatmaya başladım.
İkinci karşılaşmamız bir pansiyon odasında soğuktan olmasa da açlıktan uyuyamadığım bir gecede oldu. Okurken o zaman Mabeuf Babanın açlığını düşünemeyecek kadar kendi sefilliğimle meşguldüm.
Üçüncü karşılaşmamız bir evin sıcaklığında olduğu halde anlatılanlar daha önce hissettiklerimden daha çok canımı acıttı.
Karakterlerin hayatları ve kendi yaşadığım hayatı karşılaştırdım.
Hah işte hayat tam da böyle değil mi?
Her zaman kendi acımızı, çaresizliğimizi sefilliğimizi bir başkasınınkiyle karşılaştırır ve vicdanımızı rahatlatmaya çalışırız.
Kitabı tekrar okuyunca vicdanımın bu sefer daha yüksek sesle bağırdığını duydum. İçimdeki bu huzursuzluğun esas kaynağı o.
Ben bugün sıcak yatağımda uyurken dışarıda biri soğuktan donmak üzere olabilir. Yediğim yemeği beğenmezken bir insan daha yemek bulamadığı için ölmüş olabilir. Ben bugün babamın bana aldığı elbiselerin güzel olmadığından yakınırken hayatı boyunca çocuklarına tek bir elbise bile alamamış babalar olabilir.
Durup bir dakika bu ihtimalleri düşününce bile büyük bir acı duydum. Bu inceleyi okuyan okuyucu sen hiç mi bunları düşünmüyorsun?
Hepimiz adına düşünen ve bunları dile getiren bir yazar var ve iyi ki de yazmış bunları. İçinde yaşadığı toplumu çok iyi gözlemlemiş, gerçek hayatta karşılaştığımız olayları kafamıza vura vura anlatmaya çalışmış.
Kitap farklı