Sağır olmak isterdim, ama sanırım öyle olsam bile onu duyardım, çünkü bazı kelimeler bedenle söylenir ve başka bedenler tarafından duyulur, ağız ve kulaklara hiç uğramadan.
"Yani biz de karınca gibi olmalıyız, değil mi dedeciğim?"
"Hayır, ağustosböceği de olabiliriz."
"Ama sonra kış gelince ... "
"Boş ver kışı, daha gelmesine çok var."
"Peki karıncalar yuvalarına dönmeden önce üstlerine biri basarsa n'olur, dede?"
Dedem hep gürültü yapardı, tıpkı tik-takı hiç kesilme yen eski saatler gibiydi. Bu saatler elbet bir gün bozulurlardı ...
Şimdilerde aniden sessizleştiği için baş başa kaldığımızda ikimiz adına da konuşmaya başlıyorum.