Eğer derin bir dalıp düşünme halinde olan başını kaldırıp da arkasına bakacak olsa, sevdiğinin ilk defa, bilmezsin seni ne kadar seviyorum sözünü işitecek. Yüzünü görecek.
Kırılmış bir gönül, satılmış bir sevgi, mazi olmuş bir istikbal hep orada, arkasında duruyordu. Cebinden çıkardığı, gözyaşları ile bazı yerleri bozulmuş bir resme hayranlık ve hasretle bakıyordu.
Zavallı hafıza!
Günden güne yok olduğunu hissettiğimiz vücut denilen şu toprak yığıntısının üzerinde sürekli var olmaya çalışır durur. Bir hüzün veren bakışı senelerce korur. Bir sözü, bir tebessümü yıllarca saklar.
Bence en gerçek ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz, en büyük servet kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, kalp temizliğinden büyük servet mi olur?