Okulların yaptığı bir diğer şey insanları öğrenmenin müfredatın sonucu olduğuna inandırmasıdır. Aslında müfredatlı her eğitim kurumu kendi yaptığı biçim dışında öğrenimin olmayacağına insanları inandırmaya çalışmaktadır.
Ben doktor olmasaydım ve aynı şeyleri anlatsaydım muhtemelen insanların çok daha azı beni dinlerdi. Zira sertifikasyon, bilgi ve zeka etiketleri oluşturmaktadır.
Sosyal sınıflar içerisinde bir alttan bir üste çıkmanın en bilinen ve en risksiz yöntemi gerçekten de bu eğitim sirkülasyonudur. Bu sebeple yanıma gelen öğrenciler kitap kistesi istediklerinde “Üniversite sınavına çalışın.” derim. Aksi halde hayat insanın posasını sıkmaktadır.
Oysa insan, fıtratı gereği bilmeye meyleden, bilmekten haz duyan bir varlıktır. (…) Küçük bir çocuğun dahi bir şeyler keşfettiğinde yüzündeki mutluluk kolayca okunabilir. Okul bu öğrenme Şevki çiçeğinin üzerinde yıllarca tepinir.
Okullar gençleri öğrenmekten nefret eder hale getirmektedir. Okul sistemi içerisinde sürekli dış motivasyon kamçılanmaktadır: “Yaparsan şu notu alırsın, bu kitabı okursan sınıfı geçersin, şu kadar puan alırsan öğrendiğine kanaat getiririz.”