Patrik V. Gregorios bunu 200 küsur yıl önce yazdı. Şimdi dönüp etrafımıza bir bakalım. Neler oldu? Bu kadar mı isabet olur, bu kadar mı on ikiden vurmak olur! Allem edildi, kallem edildi, çeşitli gerekçeler üretilerek aile kavramı yok edecek ne varsa topluma egemen kılındı. Hatta en temel şey, insanın ontolojik vasfı, erkek ya da kadın olması tartışılır oldu. Şu anda on beş çeşit cinsiyetten söz eden ve bunu meşrulaştıran, aksine bir şey söyleyeni de homofobi diye tanımlayan bir dünyaya geldik. Bu gidişatı eleştirenler gerici diye yaftalardı. Evlilikten bahsederken ben çağın neresinde olduğumu, ne kadar gerisinde kaldığımı biliyorum. Biliyorum ama gericiysek sebebi var. Bile bile gericiyim yani. Ne diyor Necip Fazıl:
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüz bin devir ilerde!
Fener Patriği V Gregorios bir mektup yazıyor Rus çarına. Türklerin dini yaşayışını değiştirmeden, toplum ve devlet hayatındaki temel olguyu sarsmadan muvaffak olamayacağız diyor. Nedir o temel olgu? Türklerin dinlerine bağlılıkları, kadere rıza göstermeleri, padişaha duydukları itaat duygusu, liderin sözünü tartışmadan harekete geçmeleri. Sultanın iki dudağı arasında yedi evliyanın kerameti var derler, bu alışkanlığa sahip olmaları. Patrikhane, bu yaklaşımı değiştirmeden, yani sultanı ve kararlarını tartışabilir pozisyona çekmeden istediğinize ulaşamazsınız diyor ve devam ediyor: Dinde, din anlayışında bir sapma, devlet yapısında bir sarsılma yaratmadan ve hepsinden önemlisi en sağlam kurumları olan aileyi, milli ve manevi değerleri yıkmadan Türk’e hiçbir şey yapamazsanız. Bütün gücünüzle buraya yoğunlaşmalı, onlara hissettirmeden bünyelerini tahrip etmelisiniz.
Her çi reft ez-ömr yâd-ı an be nîkû mî-konend
Çehre-i imrûz der-âyîne-i ferda hoşest
Ömürden geçip giden ve geriye kalan her şey güzel bir surette anılır
Bugünün görüntüsü yarının aynasında güzeldir.
Nasıl sorusunu herkes sorar ama niçin sorusunu sormak bir anlamda terfi etmektir. İşte eskilerden aldığımız öz budur: “Niçin sorusundan korkuyorum evlat. Çünkü kalbimi o biliyor.”
İnsan ihtiyaç duyunca öğrenir, yoksa bilgiye ulaşmak o kadar da zor değildir. Önemli olan mumun yanması, o heyecanın ve merakın uyanması, metafizik ürpertinin hasıl olmasıdır.
Hakiki başarı, “Merhumu nasıl bilirdiniz?” sorusuna verilen yüz karartmayan cevaptır.