Serinin 2. Kitabı, bu sefer Şebnem konuşuyor, ama ne konuşmak! Yazar o kadar güzel betimliyor ki sanki biyografik film izledim, gerçekten teşekkür ediyorum Ayfer Tunç’a. İçeriğe gelirsem Şebnem ile aramda karmaşık bir duygusal ve zihinsel bağ oluştu. Yer yer ahlaki ve duygusal sınırlarım zorlandı. Bunu kibir ile söylemiyorum, Şebnem’in hayatında ben nasıl bir rol benimserdim onu hor mu görürdüm yoksa kalbini mi okşardım bu açıdan baktım çünkü her sayfada düşünmeye ve kendi bakış açımı sorgulamaya teşvik etti Şebnem beni. Anlatıma gelirsem yazar, olaydan olaya hatta yıldan yıla atlayarak yazmış ama asla rahatsız etmedi aksine hikayenin nasıl sonuçlanacağını veya ortaya atılan çatışmanın nasıl çözüleceğini görmek istedim. Bazı kitaplar, travmatik veya rahatsız edici durumları betimleyerek okuyucunun empati yapmasını sağlar. Yeşil Peri Gecesi böyle bir kitap. Rahatsız edici temalar veya fikirler, kitabın daha büyük bir anlam veya mesaj barındırdığı hissi yarattı okurken. Okumak için elime almaya çekindiğim, okurken rahatsız olduğum lakin bu mesajı tam olarak anlamak için okumaya devam ettiğim bir yapıttı. Kitaptaki rahatsız edici unsurların, kendi deneyimlerimle bağlantı kurmama neden olduğu için beni zorladığını ve bir tür yüzleşmeye maruz kaldığımı düşünüyorum. bu bağlantının farkına vardığım için ve üzerinde düşünmek için okumaya devam ettim. İyiki de öyle yaptım. Kendi içimde bir nokta yok oldu, bir kanayan yara sonunda huzur buldu.
Şebnem şimdi neredesin? Ruhun huzur buldu mu?
Şebnem, iyi misin?