Eylül

Eylül
@Eylul211
Seninle tanışmak kaderdi belki, Ama sana aşık olmak Kalbimin en güzel kararıydı… “İYİKİM”
Günün hangi saatinden başlasam bilemiyorum bugün. Aslında epey yorucu koşturmacalı bir gündü. Hüznü bir köşeye bırakmayı seçiyorum bugün. Kalbim huzurla dolu bugün. Onca yoğunluğun arasında bi anda kapıdan içeri girince dünyanın tüm yükünü aldı omuzlarımdan. Sorarım şimdi sana; Bir insan nasıl oluyor da bi insanla bu denli saatler içinde bambaşka duyguları hisseder ki? Dakikalar öncesinde pes etmeye hazırlanırken gelişiyle nasıl oluyorda yaşamak için her seferinde başka bir sebep bulup orda onunla o anda kapabilmek için daha çok nefes almaya çalışır? Benim kalbim sende atıyor. Benim ruhum seninle hayat buluyor bugün bir kez daha anladım. Neşem seninle, Gülüşüm seninle, Hayattan keyif alışlarım seninle, Ruhumun hissettiği yaş tam da o çiçekler açtığım yaşlara bürünüyor. Bak ne diycem hadi normalde bu çaylak aşıklar var ya hani şu karnımızın içinde kelebeklerin uçuştuğunu söyleyenler. İşte senle o çaylak aşıklar gibiyim. Öyle gelip geçiyor gibi değil. Olduğunu hissettiğim an, Seni yaşamaya başladığım an karnımda kelebekler uçuşuyor ve şımarık bir kadına dönüşüyorum. Kızma. Ben sen varken ne yaşarsak yaşayalım o an dünyalar da yıkılsa mutsuzluk nedir unutuyorum. Aklımda ne kırgınlıklarım kalıyor ne kavgalarımız ne de sorunlarımı hatırlıyorum. Şöyle karşılıklı güldüğümüz anlar var ya hani işte o anlarda seni cebime koyasım geliyor be adam. Bitmesin istiyorum, Hiç bitmesin hiç sensiz kalmayayım istiyorum. Sen bana kendimi sevdirdin. Ve ben seni severken kendimi sevmeyi öğrendim. Çirkin olmaz insan sen tarafından sevilirken. Unutmaz kalbindeki merhameti. Yedi cihan bir araya gelse ruhuna kötülük değdirmez.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sirius’um..En güzel yıldızım.. hayatıma ışık verenim… Sen yanımdayken zaman aynı ama içinden geçtiğim dünya bambaşka. Her yerde ay gibi parlayanım, Güzeller güzelim, Ay ile yıldız ne kadar da güzellerdi, Tıpkı senle, ben gibi.. Ay mı yıldızdan alır ışığını, yıldız mı aydan alır görkemini. Ben söyleyeyim, Ayın bir ışığı yoktur tıpkı ben gibi, Yıldızdan alır tüm ışığını, Tıpkı benim hiçbir ışığım yokken beni aydınlatan sen gibi.. Tıpkı gülüşünde saklı olan o ışık gibi.. Tıpkı bugün ki ışığın gibi.. Elinde meşale yok, Kocaman mucizeler de, Ama şu gözümün içine ışığı bir tek varlığın koyuyor, gülüşündeki o aydınlık.. Sana rastlamadan önce de gökyüzünde yıldızlar vardı, ay vardı, geceler vardı. Ama hiçbirinin bir anlamı yokmuş meğer. O yıldıza baktığımda, o güzelliğinde, parlaklığında seni gördüğümde, Onunla sana anlam kattığımda, Kimsenin kimseyi tamamlamaya çalışmadığı, sadece varlığıyla güzelleştirdiği o kusursuz uyumu fark ettiğimde anladım ki, Gökyüzü aynı gökyüzü ama o yıldız çok başka bir yıldız. Seninle geçirdiğim dakikaları hiçbirşeye değişmem, senli saatlerle sensiz geçirdiğim saatler asla bir değil biliyor musun. Aynı yerde bugün iki kez oturdum. İlk oturduğumda biraz oturup sıkıldım kalkalım hadi dedim,
İnsan bazen bir ömre yetecek kadar umudu tek bir cümlenin içine sığdırır.. Kaderimin bir yerine yazıldın sen, Şu an ki yaşadığımda kader, Yarın ki yaşayacağımda kader. Biliyorum ki kader niyete aşıktır, En çok da gayreti sever. Çekilen zahmetler bir gün rahmet olur. Gayretin sonucunda da yazılmış bir kader var, Ne yaşayacağını hiçbir zaman bilemez insan. Elinden geleni yaparsın ama bilmediğin ve hiç bir zaman bilemeyeceğin bir yazgıya da boyun eğersin. Tüm herşeyden sonra, olurda güzel yazdıysa bizi kader, her yeni güne şükür borcum olsun. Neden girdin şimdi kadere diyeceksin biliyorum. Bulaşık yıkamasam ben diye riv riv ederken, Bulaşıkları yıkamayacaksın makinaya dizeceksin diyordun ki! Cümlenin sonuna; Çünkü ben kucağımda Eylül’le olacağım diyiverdin. İçim kıpır kıpır oldu. Hiç beklemediğim bir anda, konuşmamızın orta yerine kocaman bir umudu koyuverdin. Küçük bir cümle kocaman hayallerle dolu. Eylül hanım sen olacaksan, Söz makinaya dizmeyeceğim elimde yıkayacağım dedim. Sözü de alıverdi ağzımdan. Sen fark etmeden, ben o saniyede yıllar sonrasını gördüm. Seni gördüm. Kucağında Eylül’ü gördüm. Bir evi gördüm.
Bi kaç gündür gelemedim buralara. Sebeplerini mühim değil aslında şöyle bi oturup düşününce. O ya da bu sebepten kırılıyor insan, İçerliyor, Sustukları ağırlaşıyor, Söylemek için kıvranıp sonra susunca birikiyor işte. Deniz sakinken izlemek dinginleşiştirir insanı,dalga boyları büyüdükçe kıymetini bilmeyene ürkütücü gelir dışardan izlemesi. Sakinken, usul usul kıyıya vurup ordan oraya savurmayıp ruhunu okşarken güzelde neden dalga boyları insanı aşıp içinde ne varsa kıyıya vurunca güzel gelmez ki insana.. Denize benzetirim kendimi.. Başka başka hallerim var bilirim ama bazen bir serçe bazen bir deniz bazen de huysuz aksi bir şey işte. Ama bugün deniz gibiyim. İçimdeki denizi anlatmak uzun uzun yazmak istiyorum bugün Eylül.. Uzaktan bakınca sakin gelir hep dedim ya. Maviliği, Huzuru, Dingingi. Ne zaman bi su birikintisi görsem içimi dinlendirmek ister oracıkta. Ama biraz yaklaşıp kendimi verdiğimde o suyun içinde görünmeyenleri görürüm. Tıpkı kendi içimde sakladıklarım gibi. Dışarıdan ne kadar sakin görünürse görünsün, derinlerinde anlatamadığı,döküp saçamadığı hikâyeler taşır gibi hissederim.Bana sorarsan kıyıya usulca vuran dalgalar gibidir derim sevgi. Sessizce gelir, yormadan dokunur insana. Bir çift gözde, bir gülüşte, bir sesin sıcaklığında kendine yer bulur. O anlarda deniz, insanın içine işleyen huzurun ta kendisidir benim için.. Ama bir gerçek var ki her deniz sonsuza kadar sakin kalmaz. Bir rüzgâr eser, gökyüzü kararır ve dalgalar yükselmeye başlar. İşte o zaman deniz özlemenin haline benzer. İçinde tuttuğun her şey kıyılara vurmaya başlar. Söyleyemediklerin, sarılamadıkların, beklediklerin. Hepsi köpük köpük yüzeye çıkar. Ne kadar güçlü görünmeye çalışırsan çalış, bazı fırtınalar insanın içinde kopar. Her şeye rağmen denizin en güzel yanı bu
Herkes mutluluğun kolay olanında huzur arar, oysa bazı sevgiler var ki, bütün zorluklarına rağmen insanı kendine yuva eder. Düzlüklerde herkes yürür. Kaderin önüne serdiği yolları takip etmek kolaydır. Başta yazılanlara ayak uydurup, güneşli günlerde el ele yürümek, ayağına taş değmeden yol almak kolaydır. İnsan bazen hiç aramadan diğer yarısını bulur; yorulmadan sever, incinmeden güvenir, zorlu yolları aşmasına gerek kalmadan huzura kavuşur. Kolay olan budur. Marifet ise zor olanda saklıdır. Taşlı yolları aşabilmekte, yol yokken yol bulabilmekte, yokuşta nefes nefese kalınca bile sevdiğinin elini bırakmamaktadır. Biz zor olanı seçtik. Senin yaranı da tanıdım, öfkeni de gördüm. En dik başlı halini de sevdim, sırf ben istiyorum diye kısılan sesini de duydum. En sert sözlerine de kulak verdim, o sözlerin arkasında saklanan sevgiyi de hissettim. Kolay olan gelmedi bize. Çok sonradan buldum diğer yarımı. Hem de hiç aramadan… Bir hediye gibi çıkıp geliverdin hayatıma. Seni sevmek için çabalamadım. Sanki çok önceden sarıp sarmalamışlar kalbini, sonra getirip usulca benim gönlüme bırakmışlardı. Yorgunluklarımıza hiç “ah! demedim. Aksine, seninle yaşadığım her izi sevdim. Omuzlarımızda taşıdığımız yükleri, geceler boyu içimize çöken özlemleri, İçinde sen olan her şeyi.. Ne zaman yorulduğumu hissetsen, güzel cümlelerinle yaralarıma merhem oldun. Bir bakışınla, bir sözünle, bazen sadece varlığınla şifa oldun. Kolay olmadı. Belki de yolun devamında daha büyük sınavlar bekliyor bizi. Ama olsun… Yolun sonunda gökkuşağını göreceksem, yolun sonunda sen açacaksan kollarını, ateşten yolları da severek yürürüm ben. Hem de hiç düşünmeden.