Eylül

Eylül
@Eylul211
Seninle tanışmak kaderdi belki, Ama sana aşık olmak Kalbimin en güzel kararıydı… “İYİKİM”
Sana sımsıkı sarılmışlığım var benim… Kokunu ciğerlerime kadar çekmişliğim, teninin sıcaklığında huzuru bulmuşluğum var. Geceye sana sarılarak gözlerimi kapatıp, sabah uyandığımda seni hemen yanımda bulmuşluğum… Ceketlerimizin aynı askılıkta yan yana durduğu var hatırımda. Ayakkabılarımızın peş peşe dizildiği, saçlarının yüzüme ve ellerime karıştığı sabah var.. Kokunun her köşeye sinmişliği, benim kokumun da seninkine karıştığı zaman var. Aynı kahvaltı sofrasında oturduk biz. Aynı akşam yemeği masasında birbirimizin gözlerine baktık. Aynı insanlara selam verip aynı odanın havasını soluduk. Aynı aynanın karşısında güne hazırlandık, Şimdi söyle bana, ben seni nasıl özlemeyeyim? Eee sabahları kokun dolar burnuma, Gözün değer gözüme, Elin yüzündeki resimlerine muhakkak bakarım gün içinde, Gülersin böyle içten içten gözüme gözüme, Sarar her gün her yanımı sevgin, Ömrümmmm der baharı bırakırsın göğsümün içine, Söylesene ben seni nasıl özlemeyeyim? Papatyam… Çiçekler kadar saf, onlar kadar zarif, onlar kadar güzel kokan sevgilim… Özlemek bir insanın yokluğunu hissetmek değil, onunla yaşanmış her anın tekrar tekrar zihninde canlanmasıymış. Ben seni her gün biraz daha fazla özler oldum. Bir kahvaltı masasını, bir askılığı, bir yastığı, bir kokuyu özler gibi değil de, hayatımın en güzel gününü özler gibi özlüyorum.
Reklam
Yüreği kendisine benzeyen insandan vazgeçemiyormuş insan. Sabah güneşi gibisin sevgilim. Ve sabahın ilk ışıkları pencereye vururken aklıma düşen ilk sen oluyorsun ya içime o ışıklarla dolan huzurun adını koyamıyorum içimde. Öyle çoşkulu öyle güçlü bir his ki. Gözlerimi açar açmaz aynı şehirde senin de yeni bir güne başladığını bilmek içimi sıcacık ediyor. Tüm yanımda olmayışlarına inat, Yumuk gözlerini açışını hayal etmek, Seni uyandırmak için küçücük bir Buse kondurduğumu hayal etmek, Mızmızlanıp uyanmak istemediğinde kollarının arasına geri uzanmak, Sıcaklığını hissetmek sabahın ayazına inat.. Saatlerce ertelenen kahvaltı yerine kokunla doyduğum sabahlar.. Günaydın sevgilim🌼 Umarım bugün yüzünden tebessüm eksik olmaz. Umarım kahveni içerken aklına ben düşerim ve sebepsizce gülümsersin. Çünkü bilmeni isterim ki ben sabahları yalnızca güne uyanmıyorum, seni sevmeye de yeniden uyanıyorum. Ne tuhaf değil mi? İnsan birini bu kadar severken en sıradan şeyler bile anlam kazanıyor. Günaydın demek bile sadece bir selam olmaktan çıkıyor. İçine özlem karışıyor, sevgi karışıyor, kavuşacağımız günlerin hayali karışıyor. Bugün gökyüzüne baktığında bil ki ben de bakacağım. Bir kuş sesi duyduğunda bil ki ben de duymuş olacağım. Ve gün içinde ne kadar yorulursan yorul, bir yerde seni düşünen, sen mutlu ol diye dua eden bir kalbin olduğunu unutma. Benim için günün en güzel yanı güneşin doğması değil; senin varlığını bilmek. Çünkü sen hayatıma geldikten sonra sabahlar daha aydınlık, kahkahalar daha neşeli, hayaller daha renkli oldu. Bugün kalbini yormadan, yüzünü güldüren güzelliklerle geçsin. Yoluna güzel insanlar, güzel haberler,
Hep senin yanında olmaya çalıştım. Olabildim mi, olabiliyor muyum bilmiyorum. Faydam mı dokunuyor sana, yoksa farkında olmadan yük mü oluyorum onu da bilmiyorum. Yaralarına merhem mi oluyorum, yarana tuz mu basıyorum onu da bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var; Sana kıyamıyorum. Sen üzüldüğünde, üzgün olduğunu öğrendiğimde içimden başka biri çıkıyor. Dünyaya karşı sert duran adam gidiyor, yerine çaresiz bir adam kalıyor. bu zamana kadar dimdik durmuş adamın yerine kolu, kanadı kırılmış çaresiz bir adam. Gözünden bir damla yaşın aktığını düşünmek bile içimi parçalıyor. En çok da susmak yoruyor artık beni. Yazdığın yazının altına biri yorum yapmış. Seni tanımaz, adını bile bilmez. hayatında bir kez bile görmedi seni. Bizde kendisini tanımayız. Ama yazdıklarını okuyup içi yanmış, üzülmüş, dua etmiş. Bir de beni düşün. Senin için canını ortaya koyabilecek adamı… Üzüldüğünü bilen ama konuşamayan adamı… Yaşadıklarını bilen ama susmak zorunda kalan adamı… bunun altında eziliyorum, un ufak oluyorum. Senin üzüntüne üzülüp kendi acılarımı içime gömüyorum. Bildiğim şeyleri bilmiyormuş gibi yapmak zorunda kalıyorum. Konuşmak isterken susuyorum. Haykırmak isterken susuyorum. Sarılıp bütün yükünü almak isterken susuyorum. Öfke yorar, öfke çok şey yapar diye sıralamışın ya.
Önüme çıkan her kır papatyasında seni görüyorum. Sen aklıma geliyorsun. Onları görünce seni görmüş gibi önce bir içimden gülümsüyorum, sonra bir kucak toplayıp sana getiremediğim için üzülüyorum. Götürsem nasıl da severdi şimdi bunları, Mis gibi kokularını içine çeker, yüzü nasıl gülerdi diyip, Toplayamadan geri dönüyorum. Onların sade güzelliğinde yüzünü, rüzgârda nazlı nazlı salınışlarında gülüşünü buluyorum. Ne zaman bir papatyaya denk gelsem, gözlerim çiçekleri değilde seni görüyor. Geçenlerde ışıkta beklerken de ufaklığın biri satıyordu, Elinde bir demet, Alelacele toplanmış olduğu her halinden belli, Işıkta arka sıralardaydım, üç dört tane arabanın camından uzandı ama papatyanın kıymetini bilen çıkmamış olacak ki benim arabama kadar geldi. İçimden yanımda sevdiğim olsaydı elindeki demet satılmıştı şanssızsın diye geçirdim. Ufaklıkla on on beş saniye biraz sohbet ettik. Satamadın mı dedim. Satamadım al bee abii dedi. Almayayım sen birine hediye et onu olur mu dedim. Tamam abi dedi. Söz mü dedim. Tamam abi söz dedi. Durdu mu sözünde, Kime gitti o demet bilmem. Alıp sana getirmek vardı ama olmadı. Papatyaları çok seversin bilirim. Ne yalan söyleyim bende seninle sevdim. Sen de onlar gibisin,
Ben sana sırtımı yaslamadım hiç. Seni ta en başından beri sırtım bildim. İnanmak nedir diye düşündüm bugün biraz.Benim dışımdaki insanlar için sadece bir kelimeden ibaret olma ihtimalini düşünmek istemedim çünkü her insan için inanmanın başka başka sebepleri olduğu gibi farklı inanış şekilleri de olabilir diye düşündüm. Sonra benim için inanmanın ne demek olduğunu düşündüm epey. İçimdeki inanma tanımının benim için “bir ömürlük bekleyişin, sabrın ve sevginin adı”. olduğuna karar verdim.. Birine inanmak tam da böyle olmalıydı çünkü. İnanmanın içinde sabır olmalı,beklediğin yahut bekleyenin olmalı ve en çokta sevgi olmalı. Senin içinde en çok ne var derseniz üçünü birbirinden ayıramam derim. Sevginin olmadığı yerde sabır da olmaz, Sabrınız birazcık eksikse beklemekten de yorulursunuz. Ve yorulduğunuzda sevginiz eksilmez belki ama sevdiğinizi de yormaya başlarsınız. Tıpkı benim gibi. Sevgi ne kadar büyük olursa olsun eğer o sevgiyi ifade edişiniz yaralıyorsa sevdiğinizi işte o zaman sabır dediğimiz o his yerini öfkeyle savaşa bırakıyor zamanla. Ben sana inanmayı seçtim. Her şeyden önce buna inanıyorum. Aramıza giren mesafelere, geçmeyen günlere, bitmek bilmeyen özlemlere rağmen içimde bir yer var hiç vazgeçmeyen. Neden vazgeçmiyorsun dersen de; “Sana inanmayı bırakınca kendini kaybediyorum” derim.. Çünkü sana inanmak kendime inanmak benim için. Çünkü sana inanmak iki nefeslik ömürde şu yalan hayata inanmak. “Her şey güzel olacak” derken sen her şeyin güzel olacağına inanmak sana inanmak. Sana inanmak gökyüzünde bir serçe misali süzülüp en sevdiğim dallarda soluğumu kesen rüzgara karşı durup yeniden o rüzgara rağmen kanatlanıp uçmak gibi. Yorgunum biraz son günlerde. Geceleri uzun uzun düşünüyorum; Sesini duymadan geçen günleri, sana sarılamadan uyuduğum
Reklam