Eylül

Eylül
@Eylul211
Seninle tanışmak kaderdi belki, Ama sana aşık olmak Kalbimin en güzel kararıydı… “İYİKİM”
“Vişne bahçeleri ile dolu, neşeli bir şehre benzerdi senin sesin…” demiş Didem MAMAK. Çünkü ben senin sesini duyduğumda içimde mevsimler yer değiştiriyor. Sanki uzun zamandır güneş görmemiş bir yere bahar gelirdi de her şey yeniden canlanır ya hani işte tam da öylesine bir mevsimde yaşıyorum sesini duyduğum duyabildiğim her an. En yorgun halimde bile sesin bana dünyanın en güzel en dinlendirici en sakin müziği gibi eşlik ediyor.. Dünyanın bütün gürültüsü susuyor, ben sadece sana dönüşüyorum o anlarda. Sen konuşurken kalbim telaşlanıyor sanki. Seni dinlemek ruhumda saklı kalanları dinlemek gibi. Seninle konuşmak, uzun uzun sohbetler etmek sanki içimden sakladığım o küçük kozla konuşmak gibi.. İnsan bazı sesleri sadece duymazmış, duymaktan ibaret değilmiş bazı sesler hissedilirmişte.. Senin sesin de öyle işte; içime işleyen, içimde yaşayan bir şey gibi. Duyduğum ses, kendimi güvende hissettiriyor bana. Ve o ses sensin. Sanki bütün kırgınlıklarım bir vişne ağacının altına bırakılmış gibi hafifliyor. İçimde çocuk gibi sevinen bir yan var ya hani senin sesinle büyüyen. Ne zaman olmasan ben sesine sarılıp vişne ağaçlarını düşünüyorum, aklımdan pek çıktığını söyleyemem ama işte o anlarda bir tek sen geliyorsun tüm benliğinle.. Neden diye sorarsan sana rastladıktan sonra anladım ki bazı insanlar şehirlere benzermiş. Bazılarıysa o şehrin içinde hiç dinmeyen ruha şifa olan güzel bir müziğe. İşte bu yüzden sen benim bu şehirdeki en güzel müziğisin.. Ve senin sesin;Benim içimde ışıkları yanan bir şehir gibi. “Artık anılarımıza dair biriktirdiğimiz fotoğraflarımız var. Her soluğum kesildiğinde bakmaya kıyamayacağım fotoğraflarımız…” Ve o fotoğraflar seninle yaşadığım anların kalbimde bıraktığı iz gibi.. Sarılışın,gözlerindeki o yumuşak bakış, bana bakarken hiç fark etmeden
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yuva dört duvar mıdır, içinde eşyaların olduğu? Yoksa insanın içine ısıtan, Yanında ait hissettiği yer midir? Kendini misafir olarak hissettiğin, Küçük bir masamıdır yuva, Yoksa gözlerinde kaybolmak istediğin Bir çift yorgun göz müdür? Yuva belinin boşlukta kaldığı kanepemidir? Yoksa bütün yükünü bırakabildiğin bir omuz mu? Yuva kalbinin üşüdüğü çatı mıdır? Yoksa sıcak bir kalp midir? Yuva bulunduğun yer midir, Yoksa kendini ait hissettiğin yer midir? Yuva sadece bir ev midir? Yoksa sıcacık bir yürek midir? Yuva; Sustuğunda seni anlayan, Kırıldığında sesinden fark eden, Yanından ayrılır ayrılmaz içinin özlem dolduğu, Biraz daha kal hissi veren kişidir. insan en güzel evi bulur da huzuru bulamaz. Bazen de bir çift gözün içinde Koca bir dünyaya sığar. İki elin birleşmesi ile terleyen avuç içlerine bir ömür..
Öperken koklayan insanın, Özlerken burnunun direği sızlar diyor; Cemal Süreyya. sevdiğinin kokusunu içine çeken biri, onu yalnızca görerek değil, yaşayarak sevmiştir. Sarılırken huzuru, saçlarının telinde kendini, teninde ait olduğu yeri bulmuştur. Seni böylesine yaşayarak sevdiğim için tüm özlemim işte. Şimdi resmimize bakıyorum, Özlem bu fotoğrafta mı gizli, Yoksa burnumun direğinde mi? Yanımda olmadan hissedenim, Taaaa uzaktan içimi bilenim, Beni benden daha iyi tanıyanım, Yüreğin öyle güzel ki, Bazen yüreğini söküp yerinden sıkı sıkı sarılıp, Sonra tekrar yerine bırakasım geliyor. Senden daha çok kalbini seviyorum sanırım. Yüzün eskirse, yüreğini sevecem ama içindeki sevgi sana hiç bitmeyecek. Az sevsende olur, güzel sev yeter demiştin, Ben sende az sevmeyi bilmem ki, ama söz güzel de seveceğim.. Seni saatlerce izlerim bıkmadan usanmadan hemde.. Yüzündeki tüm detayları hafızama kazıyorum, Resmim güzel olsa, Yüzündeki tüm gözenekleri çizebilirim. Seni böyle dakikalarca yakından incelemenin tek kötü yanı. Gözlerine hüzün çöktüğünde, Gözlerin dolarken ki halini bilmek.
Şimdi sen Eylül’e sarılmış uyuyorsun ya, Hani böyle gözlerini melek gibi kapatıp, Saçlarının telleri gözlerinin önüne gelip, Öpmelere kıyamadığım ellerin yastığın altında, Karnına kadar çekersin bacağının birini, İşte ben seni böyle uyurken özlemeyi çok ama çok özledim.. Yanında olmak saçlarınla oynamak, Gıdını seve seve uyutmak isterdim seni.. Uyuman bile içimde kocaman bir hasret, Keşke yanında olabilseydim, Şu sensizlikten buz tutmuş ellerim, Yüzünde azıcık ısınsaydı, Yanaklarım yanaklarına değse, Nefesinle ısındaydım. Melek gibi uyuyan yüzünü izlesem, Gözlerime huzur gelseydi, Sen koksaydı saçım, başım, elim, kolum.. Kollarının arasında uyuya kalsam, Sabah olsa, saç tellerinin yüzümü gıdıklaması ile uyansam. Soluma dönsem seni görsem, sağıma dönsem kokunu hissetsem, Uykulu açamadığın o gözlerinden öperek uyandırsam, Sersem haline takılıp, kızdırsam azıcıkta.. Dağılmış saçlarını ben düzeltsem, Öpsen nefes olsam, Sarılsak güne aydın olsak.. Boncuk gibi bakan o gözlerinin koruyucusu olan göz kapaklarından öperim.. Seni dünden daha çok seviyorum …🫂
Teyfik Fikret şöyle diyor; “Kalbim o kadar seninle dolu ki, Artık bu kalp benim diyemiyorum..” Anlıyorum ki artık bu kalbin sahibi ben değilim, Her atışında seni taşıyan, Her susuşunda seni özleyen, Bu kalp bana ait değil artık. Bir organ olarak vücudumda taşısam da, Bu kalp sen diye atar, Seni sayıklar durur, Bu kalp bana ait değil ! Sadece adını duyunca bile hızlanan bu kalp, Bana ait değil artık! Bu koca dünyada bir sana inandım, Bir sana böyle sevdalandım, Bir tek sana böylesine yaslandım, kendimi olduğu gibi bıraktım. Herkesten yüzlerce adım önde oldun, Sesini sevdim, Nazını sevdim, Gönlünü sevdim, Hüznünü bile sevdim, Seni düşünüp, içinde sen varsın diye hüznünü bile sevdim.. Vücudunun her zerresini sevdim, Ben seni çok başka sevdim. Ayrılıklar da sevdaya dahil derler, Doğru derlermiş,