Reşat Cengil

Reşat Cengil
@Ezeli_Bozgun
31 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·358 syf.··
Beğendi
·
2021 29. kitabı
W. B. Crow Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi Kabalacılar, Tevrat'taki her sözcüğün, her harfin ve her noktanın bir anlamı olduğuna inanır ve böylelikle metin değiştirilemez. Eğitimli bir Kabalacı, bir keresinde, elinizdeki kitabın yazarına, eğitimli bir haham olduğunu sandığı İsa'dan şu alıntıyı yapmıştı; "Gök ve yer geçip gitmeden, her şey vaki oluncaya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmayacaktır." Kabalacılar sözcüklerle cümleler, harflerle sayılar ve diğer harfler arasında birçok benzerlik olduğuna inanırlar. S. C. Cox mevsimlerin Druidlerce kişileştirildiğini söyler; Bahar'ın bir gençle, Yaz'ın yetişkin bir erkekle, Güz'ün orta yaşlı bir kişiyle ve Kış'ın bir yaşlı erkekle... Kış, Aziz Nicholas adıyla bilinen Santa Claus ya da Noel Baba'ya dönüşmüştür. Londra'da tüm soyluların ve şövalyelerin katıldığı Noel ve Yeni Yıl kutlamaları sürerken, kilisenin avlusundaki iri bir taşın içinden çıkan bir metal parçası görüldü. Taşın ortasında bir kılıç sağlanmıştı ve taşın üzerinde kılıcı taştan çıkartabilen kişinin kral olmayı hak ettiği yazıyordu. Bunu yalnızca Arthur başarabildi. Böylelikle Arthur kral oldu ve Saksonlara karşı, tümünde başarılı olduğu oniki savaşta yer alması gerekti. Merlin'in büyüsü aracılığıyla Arthur, bir gölün sularının derinliklerinde görkemli bir sarayı olan bir büyücü, Göldeki Kadın'dan Excalibur ya da Caliburn adında muhteşem bir kılıç elde etti. Kılıcı sıkıca tutan, üzerinde beyaz ipekli bir kumaş olan bir kol, suyun yüzeyinde belirdi ve Arthur kılıcı alınca suya gömüldü. Arthur öldüğünde kılıç yeniden göle atıldı ve el yeniden sudan çıkarak kılıcı yakaladı. Arthur'un kız kardeşlerinden biri ve güçlü bir büyücü olan Morgan la Fee kılıcı ve kınını çaldı. Arthur kılıcı geri almayı başardı, ancak kardeşi yeniden
Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin TarihiW.B. Crow · Dharma Yayınları · 200266 okunma
Reklam

Reşat Cengil

, bir kitap okudu
Puan vermedi·358 syf.··
Beğendi
·
2021 29. kitabı
W.B. Crow
7.7/10 · 66 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2021 28. kitabı
İslam Açısından Sihir Yusuf Özbek İslam Kültür Tarihinde Maji Manfred Ullmann İslam açısından maji duanın bir türüdür. Bazen vasıta olarak bedensiz varlıklar kullanılır. Ancak hiçbir zaman bu varlıklar ilahlaştırılmazlar. Küfe ve çevresi kültürel olarak maji ile fazla içli dışlı olmadığı için Hanefilerin majik fenomenlere bakışı inkâra yöneliktir. Buna karşılık tarihsel ve kültürel bir olgu olarak Kuzey Afrika, maji ile oldukça içli-dışlı olduğu için Mâlikîler, majiyi oldukça yapıcı yaklaşımlarda bulunarak tevile yönelmişlerdir. "Sihrin bir hakikati olduğunda (ümmetin tüm alimleri) icmâ ettiler. Ancak Ebu Hanîfe bu görüşe katılmayarak, hakikâti olmadığını ileri sürmüştür" denilmektedir. Ehl-i sünnet ve'l cemmat ulemasının çoğunluğu, sihrin hakikati ve tesiri olduğu görüşüne sahip olmuşlardır. Ancak Mu'tezile ile Ehl'i Sünnetten bazıları sihrin vâkıa olarak bir gerçeği olmadığını, buna karşılık sadece aldatmaca, göz bağcılığı, saptırmadan ibaret olup, hokkabazlığın (şa'bâzlığın) bir türü olduğunu ileri sürmüşlerdir. Majinin uygulamaları yoksul toplumlarda Batı toplumlarına göre çok daha ileridir ve kültürlere göre maji ekollerinde din her ne kadar değişiklikler arz ediyor olsa da, listede zikredilen konuların pek çoğunda uygulama sahaları mevcuttur. Kehânet, gaybdan haber vermektir. İlk zamanlarda kehânete "ilim" derlerdi. Nitekim ibrânice'de âlime "kâhin" ismi verilmiştir. Tevrat'ta Musâ (Aleyhisselâm)'ın kardeşi Hârun'un ismi "Kehnâri" diye geçer ki bu, "Rabbani âlim" mânâsına gelir. İslâmiyet gelip de kâhinlerin işleri neshedilince, bu dinlerin sönmesi sebebiyle bu isim de mezmûm oldu. Kâhine, tâgût da derlerdi. Nitekim Allah Teâlâ Zümer sûresinin 17. âyetinde "Onlar ki tâguta ibâdet etmekten kaçındılar" buyurmuştur. Ulemânın önemli bir kısmı sihrin
İslam Açısından Sihir ve MajiYusuf Özbek · 03 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2021 27. kitabı
ORTAÇAĞDA BÜYÜ RİCHARD KİECKHEFER Büyünün tarihi bazı açılardan cadılığın tarihiyle yakından ilişkilidir. Bazıları, büyünün kültürün kalıcı bir boyutundan başka bir şey olmadığını ileri sürebilir. Büyünün tarihi, kendi inançlarıyla yerli Avrupa kültürleri arasında bir uzlaşma yaratan 9. yüzyıl Hristiyan misyonerlerinin de tarihidir. Büyünün tarihi, Müslüman dünyadan yeni öğrenilen okült ilimleri ve diğeri ilimleri özümseyen 12. yüzyıl âlimlerinin de tarihidir. Büyünün tarihi, antikçağın daha saf Hermesçi ve Kabalacı geleneklerini yeniden canlandırma iddiası taşıyan 15. yüzyıl hümanistlerinin de tarihidir. Huzursuz olanlar daha çok erkeklerdir, çünkü büyülü çemberlerin ortasında bilfiil duran ve haklarında demonlardan yardım istenenler genelde onlardır. Odun yığınları üzerinde yananlar ise daha çok kadınlar olmuştur. Büyü öncelikle dinle bilimin kesiştiği bir noktadır. Demon büyüsü kötü ruhları çağırıp işe koşar ve dini inanç ve pratiklerden oluşan bir sisteme dayanır. Doğal büyü ise doğada var olan " okült" güçleri kullanır ve esas olarak ortaçağ biliminin bir dalıdır. Özetle, büyü dinin bilimle birleştiği, popüler inançların eğitimli sınıfın inançlarıyla kesiştiği ve kurmacanın düzeninin, günlük yaşamın gerçekleriyle buluştuğu bir kesişme noktasıdır. Paganlar ve Hristiyanlar arasındaki anlaşmazlık büyüyle ilgili kanıların ve büyünün toplumdaki yerinin farklılaşmasından kaynaklanır. Büyüyle karşı çıkan paganlar açısından, büyü kötü bir şeydir çünkü gizlidir ve topluma karşıdır. Toplumun içinden çıkan, ama topluma karşı işleyen bir güçtür; bu nedenden dolayı kökünden sökülüp atılmalıdır. Paganlar, tanrılarınıza açıktan taptığınız ve kötülük için onların güçlerini çağırmadığınız sürece, sizin hangi tanrılara taptığınızı önemsemezler. Eğer Tanrının yardımına şer
Ortaçağda BüyüRichard Kieckhefer · Alfa Yayıncılık · 201769 okunma