İnsan hiçbir umut beslemediği zaman durumunu kabullenebiliyor ama kapakara bulutlar arasından iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş ışını belirince bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor.
Bence Zülfü Livaneli’nin en iyi kitabı kitabı iki günde bitirdim .Kitabı ilk elime aldığımda bir biyografi zannettim  fakat öyle olmadı her sayfasını çevirdiğimde acaba ne olacak diye merak ettim ,  on kere de okusam sıkılmayacağım kitaplardan birisi oldu bence herkes okumalı o heyecanı ,o merakı ve zevki tatmalı. O kadar kitapta çizilecek cümleler var ki bir kaçını incelemenin içine dahil edeceğim;
Bazen insan o kadar eziliyor ki ,öfke bile duyamaz hale geliyor.Ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara
“Aşkın,  gözü kapalı uçurum kıyısında yürümek olduğunu bilen birine aşık olur mu hiç?
 Hatırlıyorsun değil mi; hani bir adam kaplanın sırtına binmiş ,bir türlü inemiyor-
muş çünkü sırtından indiği zaman hayvanın kendisini yiyeceğinden korkuyor- muş ama bir insanı ömür boyu kaplanın sırtında oturamaz ki ! artık kaplandan inmen , her şeyle özellikle de geçmişinde yüzleşmen gerekiyor .
“Zaman bana da bir nehir gibi geliyor. O nehirde yüzüyorum . sular akıyor ama hangi damla arkamda, hangisi önümde ,nehir mi daha hızlı akıyor, ben mi su önüme mi geçiyor , arkamda mı kalıyor anlayamıyorum .Gerçek olan tek şey sonsuz bir akış.”